Sayfalar

16 Nisan 2016 Cumartesi

Sosyal medyayi seviyorum.

Kendimce iyi bir sosyal medya takipcisiyim. Twitter, Instagram gibi alanlarin disinda, Youtube, 9Gag, Onedio, Listelist, Ladbible ve daha nice siteyi de soyle ya da boyle takip ediyorum. Sanirim en yogun kullandiklarim Instagram, Youtube ve 9Gag. Snapchat i sevmedim.

2000 li yillarin basinda cevirmeli internete ragmen telefonu mesgul tutmasin diye bana ayri hat alininca, Shockhaber, Grafi2000, Eksisozluk e doya doya girmeye baslamistim. Doya doyanin manasi o zamanlar evdeyken bilgisayari acip girmekti. Simdi ise arabada yolcu olarak giderken, dustan sonra saclarimi kuruturken, yemek yerken girebildigim icin akilli telefonlar sayesinde, sanirim bu doya doya mertebesinin de ustune gecti.

Hayir bu yazi sosyal medyanin insanlari asosyallestirmesi, duygulari oldurmesi hakkinda degil. Hepimiz arkadasimizla yazisirken ahahahaha diye yazip sadece gulumsuyoruz belki gulumsemiyoruz bile. Aslinda gercekten bizi eglendiren seylere tepkilerimiz azaldi belki ve bir masanin etrafinda oturup hepimiz telefonlarimiza bakiyoruz bazen... Bu apayri bir konu ve bu yazinin konusu degil. Ben sosyal medyanin beni memnun eden kismindan bahsedecegim.

Daha once unlulere yazilan nefret commentlerinden bahsetmistim, 2 sene onceki bir yazimdi sanirim. Halen Demet Akalin'i ve Buse Terim'i takip ediyorum Instagram'da. Hatta bundan fazlasini takip ediyorum. Ne sinirleniyorum, ne nefret duyuyorum. Merak duymadigim, sevmedigim, begenmedigim insani da takip etmiyorum. Twitter da da gundeme gore degisen cesitli takip ettigim hesaplar var. Aslinda sosyal medya dunyam bu kadarken, Youtube ve Vloglarla tanistim. Youtube benim icin klip izlenilen, komik videolara bakilan, bazen merak ettigin bir yer yada bir konu hakkinda gezi videosu yada demo izleyebilecegim bir mecrayken, bildiginiz gunluk tutulan hatta belirli kanallarin oldugu bir yer haline gelmis Youtube.

Alkislarlayasiyorum.com sitesinde aksani ve cektigi video sebebiyle yine nefretle elestrilen bir kizi Youtube'te izleyerek sosyal medyanin bu alanina girdim. Melis Limes adiyla kanali olan bu Youtuber, makyaj ve alisveris videolari ve gundelik yasami ile ilgili videolar cekiyor. Megerse bu kiz tek degilmis ki! Sebi Bebi, Merve Ozkaynak, Bilgentolis gibi yurticinde ve yurtdisinda yasayan daha bir cok isim var. Hepsinin kendince birer kitlesi var, hepsinin sevenleri oldugu gibi nefret edenleri de var. Aslinda bu isimlerin hepsi birer unlu olmus kendi caplarinda. Katar'da Ramazan ayinda calisma saatleri 6 saate indigi icin ve Ramazan ayinda Katar'da hayat bir bakima durdugu icin gecen sene eve gelip bu Youtuberlarin videolarini izledim bol bol. Bazisi cok baydi, bazisi cok eglendirdi. Kimisi birseyler ogretti, kimisi merak uyandirdi. Baskalarinin hayatlarina girmek, onlarla ilgili birseyler ogrenmek istegi diyebilirsiniz, masum bir vakit oldurme aktivitesi diyebilirsiniz ne derseniz diyin, gercek olan su ki bu insanlar gercekten basarili ve ben iyi vakit gecirdim.

Sadece 4 5 isimle sinirlandirdim gibi durmasin liste, daha bir cok boyle kanal var, canim sikildikca ya da kanal sahipleri enteresan videolar koydukca acip izliyorum. Amber'in Hayati kanalini da yeni yakaladim. Cok tatli ve icten bir kizin Newyork yakinlarinda ailesi ile yasadigi evden ve hayatindan kesitler sunan bir kanal. Burada takdir ettigim sey su; ozguven. Bir kameranin karsisina gecip birseyler soylemek bir dert, bir kereye mahsus bir seylerin guzel gitmesi yada komik birseylerin cikmasi bir tesaduf, o yaptigin seyi sosyal medyada resmen kurtlar sofrasina koymak ise gercek bir cesaret. Amber' in yasadigi, Melis'in yasadigi hayatlar, Bilgen' in makyajustu sohbetleri, Sebi Bebi' nin alisverisleri belki birilerini rahatsiz ediyordur, ama hepsinin yaptigi sey girisimcilik ve cesaret isteyen seyler. Istikrar tabi bir de.. Ben bu blogu acip kac tane yazi yazdim, topu topu 2 tane takipcim var. Bu insanlar buyuk bir girisimcilik ruhu ile her hafta bir video koymak, takipcilerini memnun etmek icin cesitli arastirmalara girisiyorlar. Orkun Isitmak en yaratici Youtuberlardan biri, her videosu ilgi alanima hitap etmedigi icin  izlemesem de itiraf ediyorum bir oyun videosunu gozumu kirpmadan heyecan icinde izlemistim.

Su kadar kisi izlese vay anasini bu kadar para kazaniyorlar... Ya arkadasim sen evinde oturmus izliyorsun, sen de cek ayni kalitede bir video. Zaten eminim video ceken 100 kisiden 10 u bir cizgi tutturabiliyordur. Instagram'da ayni sekilde. Insanlar kaliteyi hemen algiliyorlar. Diyet yapan insanlarin hesaplari var, her gun ne yediklerini paylasiyorlar. Tam bir motivasyon grubu oluyor bu hesaplar, o tabaklarinin fotografini ozene bezene susleyip cekip paylasimi bilgilerle susleyenler yukseliyorlar. Hamilelikleri ile ilgili, cocuklari ile ilgili paylasimlar yapanlar var. Melinasmom bunlardan biri, cok tatli bir kizin birbirinden komik videolarini iceren bu hesap beni cok mutlu ediyor. Isi girisimcilige dokmus Hassasanne gibi hesaplar var. Her annenin, her diyet yapanin, spor yapanin bir hikayesi bir derdi, sevinci paylasacagi birseyler var. Zor bebek sahibi olmus, kayiplar yasamis, cesitli hastaliklar sebebiyle kilosunu kontrol edememis, yani sizin de ortak birseyler yakalayacaginiz bir hesap mutlaka var. Cok yalan hayatlar denilen bu hesaplari yonetenler sizin benim gibi insanlar, sadece motivasyonlari yerinde. Sadece bir ugras edinmisler ve bu isi guzel goturuyorlar...

Bu videolar, benzerleri, sosyal medyada viral olmus diger paylasimlar; cipetpetten tutun komik kedi videolarina kadar artik bunlar kendileri birer kultur alani olusturmus. Ozellikle paylasimlarin altinda yapilan yorumlarin bazilari tamamen zeka urunu. Elinizdeki aletle ister dunyanin dort bir kosesinden yapilmis enteresan paylasimlara bakarsiniz yine ufkunuz genisler, yada cesitli oyunlar oynarsiniz yine beyniniz calisir. Sansa, bilgiye ve zekaya dayali bir suru oyun var ve hepsi sosyalligimize sosyallik katmak adina yardimlasma, chat, meydan okuma gibi eklerle geliyorlar. Hangi sosyallik konusuna girmiyoruz, bu yazinin konusu degildi, bu blogun ilk yazisina gidin onun icin...

Ne bu videolari izledigim icin, ne bu oyunlari oynadigim icin, ne bu hesaplari takip ettigim icin ne de benzeri sitelerde vakit oldurdugum icin hic de canim sikkin degil, utanip da saklamiyorum. Bence sosyal medyanin guzelligi de burada. Hipnotize olmus gibi aksam kusagi dizilerine bakmaktansa diledigim zaman diledigim seyi izleme, okuma luksu parmaklarimin ucunda. Yok onun sabah rutini videosunu izleyecegine  10 sayfa kitap okumak, yok bunun bir saat makyajini izlemek yerine gidip bir saat spor yapmak gibi karsilastirildiginda daha faydali duran aktiviteler olsa da, ne bunlari izlemek bunlara engel ne de bunlari izliyorsunuz diye ot bir insan oluyorsunuz. Hepsi size kalmis beyniniz neyi arzu ediyorsa o. Caniniz cikolata cektiginde onu yiyorsaniz, caniniz cantamda ne var videosu izlemek istediginde de izleyin gitsin. Bu insanlari da rahat birakin.


Sonucta herkesin popisi kendine! 

5 Nisan 2016 Salı

Uzun bir aradan sonra uzun bir gezi yazisi, USA Bati yakasi...

Uzun bir ara, yeni bir is, yeni bir ev ve degisik bir rutin...
Turkce karakter yoklugu icin kusura bakmayin, artik birseyler yazayim bari, isyerinden de olsa dedim. Bir bloga baslayip devam ettirememek yine bir istikrarsizlik ornegi diye kendime kiziyorum cunku...

Hizli bir 2015 ozeti icin yazinin ilk cumlesi + eglenceli bir USA Bati Yakasi turu diyebiliriz. Nereden baslasam ne yazsam, bir sene oncenin Amerika gezisini mi anlatsam yoksa daha guncel gelismelerden, beni sinir eden seylerden bahsedip icimi mi doksem bilemedim. Donup dolastim Amerika'yi yazmaya karar verdim en azindan olumlu anilari hatirlayarak bazi olumsuzluklari biraz kafamdan atarim. Atamazsam bir sonraki yazida belki okursunuz.

Bir is degisikligi molasi sirasinda her zaman yapmayi istedigimiz Amerika'yi kesfetme planimizi gerceklestirebilme firsati bulduk. Nereye gidecegimizi bilmiyorduk. 2015 Subat, Newyork soguktu.. Ama ne kadar soguktu? Dayanilmayacak gibi miydi? Miami + Newyork olsa? Bati yakasina gitsek gunlerimiz yeter miydi? Ne yaptim ettim, isime verdigim 40 gunluk ihtar suresini normal sure olan 30 gune cekip karar verme asamasinda buyuk bir adim atmamizi sagladim.

Artan gun sayisi tabiki bizi en uzaga, daha da uzaga ulasmamizi ve bol bol tadini cikarmamizi saglayacagindan Bati Yakasi son kararimiz oldu. Emirates' in uygun kampanyasi sayesinde once Doha'dan Dubai aktarmali San Francisco gidis, Los Angeles donus biletimizi aldik sonra olabildiginde detayli bir sekilde turumuzu planladik. Bundan sonrasini gun gun degil de ufak notlar halinde yazmak daha isime geldi dogrusu. Hafizam gunluk ozetler yazmaya yetecek verileri bir sene sonra bile hatirlamami saglayacak kadar iyi degil. Ozellikle giderken yanima aldigim not defterinin de ilk kaldigimiz otelle ilgili yorumlar yazdiktan sonra yuzunu acmadigim icin en iyisi bu olsa gerek. En azindan olabildigince kronolojik bir siralama yapmaya calisacagim.

Iste size ozet ve puf noktali bir Amerika tatili... Meraklisina yarar diye dusunuyorum.

* Emirates gercekten iyi bir hava yolu, San Francisco ya gidisimiz sanirim yaklasik 15,5 saat kadar surdu, polar route kullaniyor Emirates, maalesef kuzey isiklarina rast gelmedim. Gidiste ucaktaki hintli yogunluguna ragmen sadece hint yemegi kalmis olmasi biraz canimi sikmisti ama neyseki kockoca ucakta Hint yemegi disinda iki kap yemek bulabildiler. Hint yemegi sevmedigimden degil ama onca saat havada midemin alisik olmadigi bir yemegi yemekten kacindim. Hintli arkadas kendi yemegini yemiyor, ben neden yiyeyim? :) Donuste yanlis hatirlamiyorsam bir o kadar surdu, Emirates'in In-Flight Entertainment sistemi cok iyi, sanirim 4-5 tane film izledim. Diziler, kanallar, filmler ve oyunlar sizi illaki oyalamaya yetecektir. Ekonomi koltuklari pek rahat degil.

*Bu kadar Hint yemegi bosuna degil tabiki, ucak Hindistan'dan kalksa bu kadar Hintli olurdu icinde heralde. Eminim ki bir cogu da Hindistan'dan gelip Dubai'de aktarma yapan insanlardir. Ucak indiginde A380 icinden bosalan yuzde 10'luk turist kesimin icinde olmamiz ve Hint yemegi yemeyen Hintlilerin Citizens bankosuna yonelmesi... Welcome to Silicon Valley, Welcome to IT world.

*San Francisco da Fisherman's' Wharf' da kaldik. Bence kalinabilecek en guzel yerlerden biri. Sahile cok yakin. Cablecar, bot gezileri, Hop on/off otobus gezileri icin cok uygun. Manzarasi guzel. Kaldigimiz yer The Wharff Inn di. Cevresinde Marriott, Sheraton olan ve genel olarak pahali sayilabilecek bir mahalle icin uygun bir otel, daha dogrusu motel. Hani su Amerikan filmlerinde kapilari disari acilan konaklama yerlerinden. Otopark ihtiyacimiz yoktu ama otoparki var. Karsisinda 7-Eleven var. Biraz ileride bolgenin unlu eksi maya ekmekcisi Boudin'in firini var. Motelde kahvalti olmadigi icin bu iki mekan oldukca uygun. Johnny Rockets ve Mc Donalds da hemen yakindaki diger iki kahvalti mekani. Otel oldukca temiz, yazin kalmak icin uygun olup olmadigindan emin degilim keza odada sadece bir pervane vardi tavanda. Disaridan cablecar gectikce biraz sallaniyorsunuz. Yine de hic bir sikintimiz olmadi, resepsiyon oldukca yardimseverdi.

Otelden Russian Hills manzarasi

*Fishermans Wharf adi uzerinde balikci barinaklarinin ve ayakustu balik yapan mekanlarin oldugu bir yer. Seafood Chowder, hemen kagit tabakta yiyeceginiz karides ve ya yengecler, yada daha pahalica restoranlar sira sira. Sahil yolu guzel, Golden Gate manzarasi guzel. Ghiradelli Cikolata fabrikasi ve tarihi tramvay in baslangic duragi da hemen yakininizda. Doguya dogru yururseniz iskeleler uzaniyor. Gucunuz yeterse yuruyun, Bizden yurumeler gecmis artik, bir kac defa taksi kullandik, itiraf etmek gerekirse...

Fisherman's Wharf her daim hareketli

Pier 33 ve Cablecar

*Pier 33 ten Alcatraz turlari hareket ediyor, bence deger. Pier 39 da ise bir suru hediyelik esya satan dukkan, restoran ve deniz aslanlari var. Bu hayvanlar hangi aylar geliyor ne kadar kaliyor sahsen bilmiyorum ya da unuttum. Ama goruntu cok enteresan. Alcatraz turu cok zevkli, ilkkez bir audio guide i zevkle dinledim, bosuna odul almamis. Bu turun biletini mutlaka onceden alin, oldukca populer ve yer bulmak sikintili.


Pier 39'daki deniz aslanlari
Alcatraz'a yaklasirken

Alcatraz icinden bir gorunus
Alcatraz'dan San Francisco

*Sausalito ve Muir Ormanlarina Hop on/off otobuslerinden aldigimiz 3 gunluk bilet icerigindeki ekstra turla gittik. Gercekten guzel. Sausolito'da sanat galerileri var, meraklisina. Sausolito San Francisco'nun sayfiye yeri diyebiliriz. Napa Valley Burger Company mutlaka burger yenilmesi gereken bir yer. Pek burger meraklisi biri degilim ama yedigim hindi burger cok baskaydi. . Hop on/off gercekten cok onemli San Francisco'da. Golden Gate park yine bu otobusun ulastigi noktalardan biriydi, Central Park'tan buyuk Golden Gate park, Yine sehre yakin sayfiye yeri olarak Crissy Field var, Golden Gate koprusu manzarali, piknik severlerin dikkatine.

Deprem ve San Francisco
Muir Ormani, Planet of Apes'de gormussunuzdur.
Sausolito
Crissy Fields, Torpedo Wharf ve Golden Gate koprusu, Torpedo Wharf'ta yengec avi var.

*Planlayip gitmedigim bir yer varsa California Science Academy' dir, Golden Gate Park in icinde, buyuklugu gitmeden hafife almisiz, oradan oraya yururuz falan diyordum da... Yorgunluktan ve zaman darligindan vazectik ama San Francisco'ya varinca acikcasi merakim da azaldi. Insan kendini gezilerde daha iyi taniyor, neye ilgisi artmis azalmis falan bir anda gercekle yuzlesiyor. Coit Tower' a da cikmadim. Sehrin her yeri farkli rakimlardan farkli perspektifler veriyor. Full House un jeneriginin baslangicinda gozuken Painted Ladies sira evleri gordum. Onundeki park top oynancak arsa kadar, Turkiye' de olsa yakinda bir apartman dikilir derdim. Golden Gate'ten bisiklet turu ile gecmedim. Guzel bir aktivite olabilir ama biraz korktugumu itiraf etmeliyim. Isteyip yapmadigim diger birsey de korfezdeki yemekli yada ickili bot turlari. Zaten aksamlari serin oluyordu, otele kosup dinleniyorduk.

Painted Ladies
Golden Gate Park icindeki California Science Academy
Her sehirde bir Chinatown olmazsa olmaz
Golden Gate Park'in bitisindeki Ocean Beach

*Deniz meraklisi icin plajlar guzel ama burasi okyanus, onun bilincinde gidin. Dalgalarla araniz iyi degilse ve surf merakiniz yoksa bence pek kasmayin. Ben plajda otursam da yeter derseniz tadini cikarin. Ara sokaklarda dolasmak, degisik dukkanlarda satilan esyalara bakmak, Golden Gate ve Alcatraz sanirim benim icin San Francisco dendiginde yeterli olan aktivitelerdi. Alcatraz'dan dondugumuz aksam ustu `Keske Las Vegas'a bu gece gitseydik` dedik. 3.5 gun San Francisco icin yeterli, tabi ne beklediginiz de onemli.

Lombard Street
Torpedo Wharf'tan Golden Gate 
Sutro Baths

Union Square, yerel ressamlarin satis yaptigi, cevresi magazalarla dolu canli bir meydan

*Las Vegas'a Jetblue ile sorunsuz uctuk. Kredi kartimizin puanlari ile aldigimiz bir biletti ve super oldu.  Gittigimiz donemde kisi basi $100-150 gibi rakamlaraydi ucak. Aslinda bizim bu Bati yakasi turu hayallerimizde Yosemite Dogal Parki'ndan gecen bir araba rotamiz olacakti. Aylardan subat olunca ve parkin websitesinde kar, zincir ve kapali yollarla ilgili bir suru ikaz bulununca risk alamadik. Ucaktan bakinca gercekten daglar kar ile kapliydi, yalan yok yani... Jetblue budget havayolu, hizlica once ne yiyip iceceginizi yazan hostes, once meyvesuyu. cola, kraker, biskuvi ne istediyseniz onu dagitiyor. sonra da kocaman siyah bir cop poseti ile inise yakin bunu topluyor. Zaten 40-50 dakikalik bir yolculuktan bahsediyoruz. Istanbul-Izmir ucuslarini dusununce, ozellikle Pegasus' un hostesleri para alisverisi sebebiyle daha ucagi yarilayamazken alcalmaya basliyoruz. Hizli bir yontem. Kraker ile kola biletin icinde :)

*San Francisco' da taksi kullanirken cok farketmemisiz, tamam yiyip ictigimiz yerlerde su bahsis olayinin onemini kavramistik, fiyatlarin KDV haric oldugunu da cogu yerde anladik, Taksilere de en az Turkiye' deki yaklasimla ustu kalsin seklinde bahsisimizi verdik. Ama Las Vegas'ta bahsisi begenmeyen taksi soforu bavullarimizi arabadan indirmeye yardim etmek soyle dursun, bir de basimizda tip tip bekleyip acele edin bakisi atinca isin ehemmiyetini daha iyi kavradik. Otelimiz havaalanina en yakin otellerden biri olan MGM. 6 dolarlik mesafeye 10 dolar odedik. 4 dolar bahsis demekki yeterli degildi. Bu bahsis konusunda eger Amerika'ya ilk gidisinizse, giden bir cok arkadasiniz sizi uyaracaktir. Evet uyarilari dikkate alin ve sinirlerinizi bozmayin... Bu durum inanin dukkanlarda bile gecerli, satis gorevlileri yanlariniza yanasip adlarini soyleyip illaki yardimci olmak istiyor. Kasada da mutlaka size kim yardimci oldu diye soruyorlar. Yani herkes emeginin karsiligini bir sekilde alsin diye kurulmus bir duzen ama bence abartmislar ya, musteriyi daha cok sikintiya sokuyor, maddi anlamda degil sadece rahat rahat takilamiyorsunzu magazalarda.

*MGM Las Vegas'in en eski bes yildizli otellerinden biri. Ama inanin San Fransisco 'da kaldigimiz o minik, pervaneyle sogumaya calisan odadan daha ucuz.Yemekler anlatildigi gibi heryerde bedava degil. Acik bufeler $20 gibi rakamlara, otelin heryerini gezemedik, goremedigimiz bir cok yer var, Las Vegas' in da her yerini gezemedik. Las Vegas eglenceli bir yer, eger bir arkadas grubuyla gittiyseniz daha eglenceli, eger paraniz da varsa cok daha eglenceli. Inanin orada 5 6 gunu hic sikilmadan spada, kumarda, havuzda, restoranlarda, gosterilerde harcayabilirsiniz.

MGM'den bir koridor, koridorun sonunda ayna yok.

*Las Vegas gunleri sanirim en iyi hatirladigim kismi bu tatilin, Ilk gittigimizde hemen otele yerlesip soyle bir yuruyuse cikalim demistik. O gece bir gosteri izleyecektik, gittiginiz donemde varsa mutlaka programiniza ekleyin La Reve. Daha onceden Cirque le Soleil gormus biri olarak La Reve daha cazip geldi ve hic pisman olmadim. Biz MGM' den saat 2'de  ciktik sanirim gosteri 7 deydi aksam, Wynn`de, bu otel de ayni caddenin ayni tarafinda bir diger ucunda. Plan su, biz bu tarafini yurur en sondan karsidan karsiya gecer diger boyunu yurur sonra basa dondugumuzde taksi ile gosteriye gideriz. Hayatimda yaptigim en akilsizca planmis. Hic mi arastirmamisim? 45 dakikalik bir yuruyus mesafesinden bahsediyor. Tamam 1 saat oyle yuru, 1 saat de geri yuru. sonra bin taksiye gosteriye git... Neden olmadi? MGM in yakinindaki Coca Cola ve M&M magazalarindan itibaren herseye girip cikip bakip, hadi biraz Paris'te soluklanalim diyip  makinelerde takildiktan sonra yuruyen merdivenli ust gecit sistemi ile bir noktada kendini caddenin karsisinda Bellagio ya girip Cin yeni yili suslemelerine bakinirken bulunca, ama boyle yapmicaktik deyip devasa Ceasars'in onunden tekrar karsidan karsiya gecmeye calisip Venetian'a ulasip, burasi nasil gezilir yahu diye soylenip saatin 5 oldugunun farkina varmak suretiyle Wynn'e kosup hemen hizli bir aksam yemegi ile gosteriye ulasmak... Las Vegas gezinizi iyi planlayin. Hangi otelde ne yapmak istiyorsunuz, hangi otelleri gormek istiyorsunuz, amaciniz ne? Kumar mi, gece yasantisi mi? Hepsinden aziciksa iste o noktada cakilabilirsiniz.

Bellagio'nun unlu havuzundan gunduz gorunumu 

*Aksamleyin gosteri cikisi tam da soz verdigimiz gibi yolun karsi tarafindan donmek, Bellagio'nun fiskiyelerini izlemek ve tam o noktada ayaklarini hissetmemeye baslayarak aglamakli olmak. Taksi bulamamak. Tamam demistim artik o kadar dayanikli degiliz diye ama ertesi gun sabahin korune at gezisi koyduysan biraz daha planli ol be kardesim.

Bellagio'dan gece gorunumu

*Newyork otelinin icini gormedim, Ceasars in da icini gormedim. Dusununce hic bir oteli tam gorememisim ya! Kumar sistemi guzel, parayi bir yerde yatirinca orada bozdurmaniz gerekmiyor, makineden aldiginiz ticketlar herhangi bir otelde bozdurup paraya cevireibiliyor yada direk makine de kullanabiliyorsunuz. Masalar oldukca pahali ve profesyonel. Cruise gemisinin ufak capli kumarhaneleri gibi degil bunlar. Ya parayi gozden cikaracaksiniz, yada bizim yaptigimiz gibi makinelerde ufak ufak oynayip ufak kazandiklariniza sevineceksiniz. Dur demeyi bileceksiniz.

New York New York Oteli ve Las Vegas Bulvari
*Grand Canyon'a neden gitmedim. Aslinda oralara kadar gidilip yapilacaklar listesinin basinda yer olan bu doga harikasini gormemek icin hic bir nedenimiz yoktu. Kisi basi $450 verecegimiz helikopter ve Colorado nehri turuna bile butcemizi hazirlamistik. Ta ki arastirmalarimda  bu turlarin aslinda Grand Canyon un Grand Canyon oldugu yere goturmedigini, daha turistik ve Kizilderililerin para kazanmasi icin yapilan su at nali seklindeki konsol koprunun oldugu yere goturdugunu ve kendi fotograflarimizi cekmemize izin verilmeyecegi, fotograf cektirip bunlari ekstra olarak satin alacagimizi, buranin aslinda Grand Canyon un resimlerden gordugumuz manzarasini veren bolge olmadigini okuyunca butun hevesim kacti. Asil Grand Canyon a gitmek icin 11 saatlik bir sure ayirmak gerekiyordu ve bu vaktin sadece 2 saati manzarayla geciyordu, gerisi otobus yolculugu idi. Yakindaki bolge icin bu nehir turu+helikopter turlari+Hover Dam paketiyle sisirilerek 8 saatlik bir tur olarak sunuluyordu. Yani sanki ne olurdu o tura gitsem oraya kadar gitmisim ama bir kere midemiz bulanmisti. Insanlar ozellikle Grand Canyon'a gidin, orada kalin, gunes batisini ve dogusunu izleyin illaki diyorlardi. $450 dolar verip belki de o fotograflardaki manzarayi goremeyecektim. Bir de terbiyesizce Google'a Grand Canyon'a gitmeye deger mi diye bile yazdim. Yalniz degilmisim. Soranlarin bir kismina amaan yer yuzunde kocaman bir delik iste diye cevap verenleri gorunce sonunda kararimizi su yonde degistirdik. Illaki bir doga macerasi yasayacaksak Grand Canyon olmasina gerek yok diyerek bir at ciftligi bulduk. Hayatimda illaki bir kere ata binmis olmayi cok isterdim. Bunu  Izmir ve ya Istanbul cevresindeki haftasonu piknik mekanlarinda yaparim diye dusunmustum hep. Belki de o yuzden pek ustune dusmedigimden erteleye erteleye bu dilegimi gerceklestiremedim. Kismet Las Vegas'mis. Vahsi bati styla! Wild West Horseback Adventures'dan satin aldigimiz Red Rock National Park'da bir at turu ve Western tarzi bir oglen yemegi bence bizi oldukca tatmin etti. Grand Canyon'a gidebilirdim evet ama daha outletleri gormediniz! Paramiz iyi ki cebimizde kaldi.

Wild West Adventures' tan bir ic dekor
Red Rock National Park'ta atli gezinti

*Las Vegas'taki ikinci gunu atli geziden sonra sonra dolasma, bakinma, kumar ve tikinma ile gecti ve geceyi bir baska show ile kapattik. Tercihimizi ustsuz bir showdan yana kullandik. Dekorlar danslar o kadar muhtesem ki, memeler acik mi kapali mi pek farkina varmiyorsunuz.

*Las Vegas oldukca renkli, fakat ortalikta oyle cok cilgin seyler gormuyorsunuz. Mesela Thailand'ta ortam daha disa donuk, burada evet birseyler oldugunu biliyorsunuz reklamlardan ve panolardan ama Thailand gibi elimi kolumu salladim cadde uzerindeki bara girdim, neler neler yasadim durumu yok. Buna ragmen Thailand'ta esiniz, partnerinizle yurudugunuzde gece klubu ve barlarin onundeki kizlar ya da erkekler ya da ladyboylar sadece iyi aksamlar diliyorlar, gelip askinti olan illaki iceri gelin diyen yok. Zorlama yok. Oysaki Las Vegas'ta kimle yurudugunuz neden orada oldugunuz, bastan asagi masum fotograf ceken bir turist olmanizin onemi yok, elinize bir tutam ustsuz kadin fotografi olan kartvizitleri tutusturuyorlar. Olur belki resimlere bakar, aklimiz celinir. Acikcasi tek merak ettigimiz konu arayip birini cagirinca nasil tipler geliyor olduguydu. Burasi Amerika, eger yalan reklam varsa mahkemeye verebiliriz!!!

Cocuklu, bebek arabali turistler ve Las Vegas'ta cilgin gece hayati

*Las Vegas'ta olan Las Vegas'ta kalmadi herseyi anlattim. Buradan istikamet Los Angeles ve kiraladigimiz araba ile San Diego idi. Ucaklar cok pahaliydi. Amerika'nin ozellikle bu tarafi icin en buyuk eksik bence ulasim. Yani tren! Hizli tren kavrami ya da genis bir demir ag sistemi yok. Avrupa'nin gozunu seveyim. Tamam cok da uzaga gitmiyorum ki, Las Vegas ile Los Angeles arasi en islek yol. Ya ucacaksin, ya arabaya bineceksin. Ya da... Evet 12 dolara, kisibasi 12 dolara sabah yetisebilecegin en erken otobuse atlayip  6 saatte gideceksin. 12 dolar nedir ki? 7.45 otobusune atladik biz de. Biraz uyuyarak, biraz bakinarak, Megabus sirketinin konforlu otobusleri ile ulastik Los Angeles'a.

*Iste yeni bir sikinti daha. Otobus sizi otogarda birakiyor, otogardan her istediginiz firmadan arabanizi alamiyorsunuz, Araba ise havaalani yakinindaki bir otelde subesi olan Sixt'ten. Istesek getirirler miydi, bilmiyorum hatirlamiyorum ama biz otogardan taksiye binip $50'a havaalaninin oraya gittik. $25 'a Las Vegas'tan gelmistik oysa ki. Her sekilde ucaktan ucuzdu neyseki.

*En cok okudugumuz yorum aman kucuk araba isteyin, gec gidin kesin ellerinde kalmaz buyuk araba verirler. Otogardan havaalanina dogru uzun ve trafikli yol sayesinde istemeden gecikmekle beraber istedigimiz Passat olmayinca bize de GMC Yukon XL dustu. Yorumlar dogruymus. Passat fiyatina dev gibi bir arabamiz oldu. Once biraz zorlandik ama sonra cok rahat ettik. Bu noktada outletleri halen gormediginizi hatirlatmak isterim. Buyuk arabanin faydasini orada anladik.

*Trafik belirli saatlerde cok sikisik Los Angeles'ta ama Carpool Lane diye hayat kurtarici bir serit var. Arabada iki ve ya daha fazla kisiyseniz girebiliyorsunuz bu serite sadece, guvenlik kameralari ile de takip ediliyor, cakallik yok! 4-5 seritli yol dur kalk giderken siz en sol seritten akiyorsunuz. Boylece hizlica San Diego'ya inebildik.

*Yolda ilk outlet denememizi yaptik. Carlsbad. Rayban, Banana Republic, Kipling, Tommy Hilfiger gibi markalarin hakkindan burada geldik. Hava kararip dukkanlar kapanirken ciktik oradan. Bazi markalar evet gercekten ucuz, Ozellikle Tommy. Amerika'da bedenler cok buyuk efsanesi ise sadece belirli Amerikan mallari icin gecerli, oyle La Coste'a, Gap'e gidip bir anda small'a sigacaginizi sanmayin.

*San Diego'yu ben Izmir'e benzettim. Kaldigimiz otel Best Western Bayside Inn.  Ortalamanin altinda bir kahvaltisi var. Zaten Amerikan kahvaltisi nedir ki? Odalar oldukca buyuk ve temiz. Yeri de guzel otelin. Hemen asagisinda bir CVS var, Sahile de cok yakin. Ilk sabah kosa kosa su cok unlu hayvanat bahcesine gittik. Gercekten gordugum en guzel hayvanat bahcelerinden biriydi ama hakkini veremedik. O kadar buyuk ki, San Diego cocuklar icin bir cennet, Safari aktiviteleri, parklar ve Ocean World mevcut. Bunlara da pek yanasmadik ama 5 sene once gelsem herhalde kacirmazdim. Arabayla gezmeyi tercih ettik. Arabadan inip her yurume hamlemiz park yeri bulamayip arabayla devam etmemizle sonuclandi. Bu yuzden su unlu ucak gemisine gidemedik. Park yeri bulabildigimiz tek yer Coronado' da Coronado Beach' in yanindaydi. Biraz plajda dolastik.

*Los Angeles' a donusumuz kiyi seridinden plajlara ugraya ugraya, cevreye bakina bakina oldu. Yine hatirlatirim, guney sahillerimiz gibi surada biraz dalip cikayim devam edeyim luksu pek yok burada. Isterseniz tabiki girin ama olay dalga ve surf boyutunda.
Okyanus manzarali evler

*Cheesecake Factory gercekten cok guzel bir mekan. Cilgin dolu bir menusu, lezzetli yemekleri ve harika cheesecakeleri var. Ya yemek yiyebiliyorsunuz ya cheesecake. Ikisini birden yemek pek mumkun degil, ona gore ayarlayin kendinizi. Bunu da araya sikistirayim dedim.

Cheesecake Factory

*Huntington Beach, Naples, Seal Beach, Long Beach derken ah iste yine atladigim bir sey. Queen Mary'i belgesellerde izleyip izleyip amaan bosver deyip gitmemek. Amerika'da gezilecek cok yer, yapilacak cok sey var. Bakin simdi kiyiya biraz yaklastiniz mi Queen Mary var, yaninda bir akvaryum hop yakinindan kalkan balina izleme turlari. Bunlar insanin bir gununu yiyen aktiviteler. Zaten Universal Studios dediniz mi, Disneyland dediniz mi bunlar da birer gun yiyen yerler. En iyisi tum mekanlari siralamak, tek tek okumak ve ben ne istiyorum, ne beni mutlu eder ve mevsime uygun hangisi olur diye yaklasmak olaya. Emin olun istediklerinizin bir kismini yine yapamayacaksiniz. Biz Los Angeles'ta 6 gun kaldik, diger sehirlerde gecirdigimiz 9 gunun uzerine. Insan bir noktada durup dinlenmek istiyor. Los Angeles'a ulastiktan sonraki ilk gunumuz de oyle oldu. Ilk gun Staples'taki NBA macina kadar disari cikmadik. Dinlendik, uyuduk, zaten cilgin bir yagmur vardi. Amerikan kanallari Turk kanallarinin anasi, reality show ve binbir cesit sacmaliga hipnotize olmus gibi baktik. Avukat reklamlari, ilac reklamlari, acayip programlar, yerel ve ulke capinda kanallar ve haberler. Iste bugun Boston'daki bir adamin yagan karlari paketleyip sattigini haberlerden ogrenip New York'a gitmemek konusunda dogru bir karar aldigimiza kanaat getirdik.

*Otelimiz Embassy Suites by Hilton Downey idi. Otelin ic avlusu insaat halinde oldugu icin odayi yari fiyatina kapmistik. Mutfagi, oturma odasi ve guzel boyutta bir yatak odasi olan temiz bir oteldi. Kahvaltisi fena degildi ama 6 gun boyunca scrambled eggs ve pancake yemek biraz bayiyor. Downey pek turistik bir mekan degil, ama arabaniz varsa cok da onemli degil dogrusu. Beverly Hills, Santa Monica gibi daha kalinasi yerlerdeki otel fiyatlarinin yuksekligi, ucuz oteller ve motellerle ilgili yazilan korkutucu boyutlara ulasan yorumlar sebebiyle kaldigimiz yerden hic pisman olmadik. Daha sonra ise Downey ile ilgili cok enteresan bilgiler edindik. Calisan en eski Mc Donalds's subesinin orada oldugu, Apollo Uzay Programinin orada dogdugu gibi. Downey agirlikli ikametgah bolgesi oldugu icin, otelin yakininda Best Buy, Target, Macy's gibi alisveris mekanlari ve bir cok resoran mevcuttu. Bu durum icimizi rahatlatti ama buralara ancak gunun sonunda otele donmeden son enerjimizle bir girip bakalim diye ugradik hep.

En eski isleyen Mc Donald's, Downey'de. Hamburgerlerin tadi cok farkli degil.

*Hayatimda hic basketbol macina gitmedim. Voleybola gittim, tenise gittim. Futbola bile Katar'da gittim ama basketbol macinin o heyecanini hic gormedim. Bunu ilk bir NBA maci ile tatmak enteresan bir tecrubeydi. Mactan hic birsey anlamadim. Etrafi incelemekten maca konsantre olamadim. Zaten bilet fiyatlari sebebiyle ticketmaster'dan buldugumuz bilet bizi en arkadan 10. siraya falan yerlestirdigi icin evde TV de izlesem adamlari daha buyuk gorurdum. Ama cosku bambaska. Bunu yapilacaklar listesine ekleyin. Lakers ve Celtics maciydi. Taraftarlar karisik oturuyordu. Surekli reklamlar donuyor, surekli isiklar, danslar... Sanki ortamdaki show baska da asagida da iki takim mac yapalim demis gibiydi. Biranda oturma slotlari arasinda cekilis yapiliyor belli bir slotta oturan insanlara taco cikiyordu. Takimlardan biri 100 sayiyi gecemezse baska bir firma sandvic ismarliyordu. Kavga cikmiyordu, el hareketleri olsa da kimse kimseyi takmiyordu. Giriste aldiginiz pop corn ve colayi aralarda disari cikip fisinizi gosterip sinirsizca doldurabiliyordunuz. Tabi icki de icebiliyordunuz. Olay gercekten bambaska boyuttaydi. O sene Oscar toreni ile ayni geceye gelen bu macta Harrison Ford u saha kenarinda gorduk. Demekki fanatikliligi agir basmisti.

Lakers-Celtics maci, Staples Center

*Dedim ya gun gun yaptiklarimi unuttum diye ama sanirim Staples Center'dan sonra programdaki onemli kalemlerden bir digeri Griffith Observatory idi. Unlu Hollywood yazisini fon yapip ciktigimiz rasathaneden manzara hos ama ne bir Istanbul, ne bir Zurih, ne bir Paris, ne bir Hong Kong...

Griffith Observatory'den Los Angeles manzarasi, eh...
Griffith'ten Hollywood yazisi

*Studyo turlari Los Angeles gezisinin olmazsa olmazlari. Arastirmalarimizda cok sey okuduk. Sony mi olsun, WB mi olsun, gitmeli miyiz gitmemeli miyiz? Warner Bros'a gittik. Ehh diyebiliyorum. Yani evet guzel ama Warner Bros un eseri olan filmleri dusununce Batman ve Harry Potter'dan daha otesinin olmamasi biraz can sikiciydi. Studyo ve atolyelere soyle bir baktik. Iste hatirlamaniz gereken onemli bir nokta. Eger cok sevdiginiz bir dizi varsa, seyircili cekimi var mi bakin, varsa da illaki bir bilet yakalayip yerinizi ayirtin ve o gunu ona denk getirin. Bizim bu gezimiz cok son dakika planlarindan olustugu icin, bulundugumzu tarihlerdeki butun Big Bang Theory cekimleri doluydu. Warner Bros Studyo turu da bos studyoya sokup ortami gosterme nezaketinde bile bulunmadi. Basta guzel yazdim degil mi, vasatti...

*Ben seyircili cekimleri farkedince hemen Jimmy Kimmel ve Conan O'Brien a yazdirdim bizi. Conan'dan onay geldi. Studyo turundan sonra 2 saat kadar arabada uyuduk, birseyler atistirdik. Saat gelince bizim gibi seyirci adaylari ile toplandik. Sirayla studyoya girdik. Show zaten banttan yayinlaniyor, seyirciyi olaya dahil etme olaylari da cok nadir. Zaten bi beklentim yok, ortami koklayayim yeter. Ortam profesyonel. Hizli hizli cekip bitirip bizi gonderiyorlar. Olaya bakinca Beyazit Ozturk, Okan Bayulgen ve bu isi canli yapan daha nice insanimiz adina uzuluyorum. Canli yayin stresi, onca saati doldurma cabasi, isin hizinin dustugu esprilerin vasatlastigi dakikalar, reyting kaygisi... Bunlarin hic biri yok bu showlarda. Adamlar calisip calisip geliyorlar, takir takir yapip gidiyorlar. Buarada katildigimiz programin konuklari Edward Norton ve Melissa Rauch'tu. Yo yo, Melisa Rauch u gormus olmak studyoya girememis olmanin sinirini azaltmadi.

*Universal Studios... Hani Grand Canyon'a vermedigimiz kisi basi $450 var ya, o tamam. Ama Universal kendimizi frenleyemedigimiz bir yerdi. Kisibasi $300 lik VIP turunu aldik. Beklentilerimiz yuksekti ve cok da hayal kirikligina ugramadik. Sabah erkenden daha kapilar acilmadan gittik Universal'e. Kapida biraz takilip fotograf cektikten sonra VIP odasinin kapisini caldik. Iceri alindik. Ilk gelen bizdik. Somon fumeli, cupcakeli, cayli kahveli bir kahvalti. Otelde atistirdigimiz scrambled eggs ve pancake e burada bir ustluk yaptik. Sonra diger arabalardan farkli olan VIP otobuslere bindirildik. VIP nin farki daha detayli olmasi, sira beklememeniz ve belli noktalarda otobusten inip mekanlari gezebilmeniz. Desperate Housewives meraklilari bayildi tabi evlerin yakinlarina gidince. Bense War of Worlds un mekanini sevdim.  Hani su Tom Cruise un gozunu acip mahallesinin bir cehenneme donustugunu gordugu sahne. Bir cok eski sahneden de gectik, Baris Manco'nun 25 yil once cektigi Universal Studios gezisi gozumde canlandi. Halen Jaws var, artik bunlarin bir guncellenmesi gerek bence. Yine de bile bile bazi seylere gulup seviniyorsunuz ya, buralar tam bir buyuk cocuk oyuncagi... Oglen yemegi acik bufe ve cesit cesit. Sonra rehber sizi sira beklemeden istediginiz oyuncaklara sokuyor. Parkta sadece bir tane kapali roller coaster var, The Mummy nin, fena degil. Uc boyutlu aletler ciddi manada basarili. Alisveris merkezinde gordugunuz kapali kutular yada minik odaciklara sans eseri girdiyseniz yada bir kucuk arkadasinizi soktuysaniz ne demek istedigimi anlayacaksiniz. Ciddi manada dusme, ucma hissi yaratiyor bunlar. Show ve oyuncaklara olabildigince cok bindirildikten sonra rehberiniz sizi yalniz birakiyor. Bundan sonra VIP pass Fast pass e donusuyor. Yine de cok sira beklemiyorsunuz. Gunun sonuna dogru artik gozlerim agirmaya baslamisti. Hediyelik esya dukkanlarina falan hizlica bakabildim. Hic birsey almadim. Gercekten sabah kapilar acilmadan geldigimiz bu yerden, kapilar kapanirken cikip e nasil bitti yani simdi modundaydik. Yapilacaklar listesinin en baslarinda olmasi lazim.
Baris Manco nur icinde yatsin. Buralari onun sayesinde gorduk ilk.
War of Worlds'ten sahne
Universal Studios unlu girisi
* Sanirim bu buyuk aktiviteleri silince Los Angeles konusunda bir bosluga dustuk, ne yapacaktik, nereye gidecektik. Disneyland icin oraya gidince karar veririz demistik, vazgectik. Cevreyi dolasalim dedik. Santa Monica'ya, Venice'e gittik, Meksika lokantalarinda yemekler yedik. Tex Mex degil ama Meksika! Plajlarda yuruduk, Malibu'ya gittik, orada Duke's Malibu'da tatil boyunca yedigimiz en lezzetli yemeklerden birini yedik. Bir siralama yapmam gerekirse birinci sirayi Napa Valley Burger alirsa ikinciligi hemen Duke alir. Beverly Hills ve Bel Air de arabayla dolastik, evlere baktik. Biraz hayal kirikligina ugradik. Sanirim biz birer sehir insani olmusuz, bu ormanlarin ve issizligin icindeki evler hic cazip gelmedi. Unlulerin evlerini disaridan gosteren turlar vardi. Bir daha gelirsem boyle birseye katilirim dedim kendi kendime, az yorucu aktiviteleri seviyorum. Beni bir yere oturtup gostersinler etrafi... The Getty Center programda olmasina ragmen atladik.

Bel-Air ve yollari

Beverly Hills, evler sahane...
Malibu
Venice Beach

*Ikinci outlet vurgunumuzu Camarillo'da yaptik. Yol uzerinde Thousand Oaks'a ugradik. Yasanacak yerler... Camarillo'daki outlet Carlsbad'tan buyuktu. Bir outlet klasigi olan outletten bavul alip doldurma olayini yaptik. Steve Madden, Timberland, Lewis ve daha bir cok markanin hakkindan geldik. Turkiye'de ve Katar'da ne zaman bir Tommy magazasi gorsem icim yanar. Yuzlerce lira eden t-shirlerin outlette $20 $30 gibi rakamlara satildigini hatirlayip uzulurum. Onemli hatirlatma, hersey Turkiye'den ucuz degil. Ozellikle Turk Lirasi ve Amerikan Dolari degerleri, Turkiye' deki taksit, kampanya ve puan avantajlari da goz onune alinirsa bazi seyleri Amerika'dan tasimak akillica bir is degil. Ne almak istediginizi iyi belirlemek lazim. Mesela orada bulurum bulamam diye sansa birakmayip giderken aldigim Sony fotograf makinesini Katar'dan daha ucuza almis oldugumu gorunce sevindim. Bir arkadasimizin siparisi olarak getirdigimiz Olympus marka  fotograf makinesinin bir kac kullanimdan sonra bozulmasi kendisini baya ugrastirmisti. O yuzden elektronik konusunda dikkatli olmak lazim bence. Ayrica sehir icinde Ross gibi magazalarda ucuza bazi markalari bulmak mumkun ama vakit gerekiyor. Cunku department store tarzi calisan bu yerlerde hersey ortada, arayip bulmasi sizde.

*Atladigim birseyi farkettim, Wicked muzikaline denk geldik. Biletler yine Ticketmaster'dan ve arka siralardan olunca oyuncularin yuzunu secmek zor oldu ama ortam guzeldi. Kiraladigimzi dandik durbunle tek goz izledik ama oyun cok guzeldi, dekorlar sahaneydi. Muzikal Pantages'taydi. Bu sayede Hollywood'un icinden gectik ve yuruduk. Bir kez de Bel Air'e dogru giderken Oscar toreni dekorlari sokulurken arabayla gectik oradan. Hollywood bolgesi tam bir hayal kirikligi. Ne bekliyordum bilmiyorum unlulerin akin akin oraya gidecegini mi? Ama alcak katli vasat binalar toplulugundan ote degil benim icin. Zaten internette geceleri guvenli olmadigina dair yorumlar yaziyordu. Bence haklilar. Tiyatrolar kapandiginda ortam issizlasiyor. Ben herhalde 24 saat canli, gece kluplerinin oldugu yasayan bir cadde hayal etmistim. Kaldirimdaki yildizlara bakmadik yani. Ne garip degil mi, insan ilk hayalini kurdugunda Istiklal Caddesi, Bagdat Caddesi gibi canli bir yerde yildizlara, el izlerine bakacagini hayal ediyor. Sonra arabayla gecerken amaan deyip kafasini ceviriyor.
Hollywood Hollywood dedikleri yer

*Muzikali de anlattiktan sonra aklima geldi. Mac, muzikal..vb aktivitelere giderken guvenilir bir kaynaktan park yerinizi onceden online satin almanizi oneririm. Hem mekana yakin bir park yeri bulabilirsiniz hem de gec kalirsaniz ortada kalmazsiniz. Biz muzikal icin aldigimiz park yerini bulamadik, burasi dedikleri yer cok kohne bir yerdi, belki de erken gittigimiz icin henuz acilmamisti ama yine  erken gittigimiz icin buldugumuz daha guzel bir yere parkettik arabayi oraya verdigimiz $10 i yakip. Ama Staples icin oyle olmadi, eger kalabalik olacagini tahmin ettiginiz, buyuk organizasyonlara gidiyorsaniz bunu bir degerlendirin derim.

*Los Angeles arabasiz olmaz, metro var ama yaygin bir ag yok, gideceginiz yerlerde yorulacaginiz icin gitmek icin ektra yorgunluk yasamayin. Araba kiralari oldukca uygun.

*Istanbul'a gelen bir turistin cesitli semtlerin arka sokaklarindaki dukkanlara, Bakirkoy'deki pasajlara, ulasmasi bir seyler kesfetmesi ne kadar zorsa Los Angeles icin bu 10 kat daha zor. Cok yaygin ve daginik bir yapisi var, Downtown dediginiz yer umdugunuz bir sehir merkezi degil, 10 tane gokdelen ve issiz sokaklardan olusuyor. Tarihi bir mekani, carsisi yok, ozellikle belli bir urunu ariyorsaniz nereden bulacaginizi ogrenip yola cikmaniz lazim. Benim gibi Jessica Alba'nin Honest marka urunlerine elbet bir yerde rastlarim dediginizde rastlayamiyorsunuz. Bir gordugunuz magazaya bir daha denk gelemiyorsunuz. 15 gunde sadece tek bir Kiehl's magazina rast geldim. Emek isteyen bir is alisveris, outlet tamam guzel, topluca, ucuzca ama bildik tanidik seyler. Alisveris merkezleri ise acik yapida ve birbirini tekrar eden markalarin oldugu binalar toplulugu.

*Barnes&Noble cok guzel bir kitapci.

*Los Angeles Duty Freesi tam bir hayalkirikligi idi, belki bulundugumuz terminalle alakali bir durumdur ama sanki biraz da Duty Free koyalim da bulunsun gibi ufak ve alisverise tesvikten uzak...

*Isin ozu, buralar da guzel. Gelmeye gormeye deger. Doga tutkunlarina biraz, tarih severlere pek degil ama elbet size de birseyler hitap edecektir. Filmlerde gorulen Amerika Amerika diye anlatilan bu yerleri gormek de enteresan bir deneyim. Ama koskoca bir cografya, bu yaziyi baz alip Dogu yakasini planlamayin, isler her kosede farkli yuruyormus. Insani bile farkliymis. San Francisco'da sabahlari yuruyus yapanlarin yuzlerinde kocaman bir gulumseme, herkes de kibarlik ve iyi dilekler. Dogu yakasi insani icin aynisini soylemiyorlar, bilemiyorum. Bati yakasinin Carlys JR hamburgercisi dogu yakasinda Hardee's oluyor.


*Outletlerden bahsetmistim degil mi?


Akilma geldi de, en son Avrupa turunda leylegi yuvasinda gormustum. Buna ragmen bu geziye cikabildim, ama bir dahaki sefer ne zaman olur suanda hic bir planimiz yok. Oncelikler degisiyor bazen hayatta :)












31 Ocak 2015 Cumartesi

Bol Almanya, az Avrupa Gezisi

Herşeyi yavaştan aldığım, ertelediğim, üşendiğim kısaca yine kendim olduğum bir dönemdeyim ama işlerin hafiflemesi beni iş saatini blog yazarak değerlendirmek konusunda teşvik etti.

O yüzden  minik Orta Avrupa turunun bir özet yazısını yazayım dedim.

Arkadaşlarımdan bazıları bir sonraki gezi rotasının Almanya olduğunu duyunca biraz burun kıvırır gibi oldular. Anlayabiliyorum çünkü Avrupa'nın heryeri gezilebilecek bir nokta olarak görülürken nedense Almanya'da bir bizden olma hali var. Bu nedenle hiç enteresan bir rota olarak görülmedi gezim.

10 günlük bu rotada aklımın kalmadığı, uzanamadığım yerler olmadı değil ama arabayla gezmiş olmamıza rağmen oldukça yorucuydu.

Lufthansa'nın Doha'dan yaptığı promosyon bizim elimizi kolumuzu bağlamış, bu cazip tekliften ötürü Frankfurt çıkış ve varışlı bir rota yapmak zorunda kalmıştık. Ya kuzeye çıkacaktık, ya güneye inecektik. Araştırmalarımız, meraklarımız bizi güneye yöneltti.



25 Temmuz 2014 Cuma günü Frankfurt havaalanına indikten sonra EuropCar'dan aldığımız arabamızla yola çıktık. Alman dakikliği ve disiplinini sabahın saat 7 sinde tecrübe ettik. Maalesef 7'ye yapılmış bir araba rezervasyonu için işlemleri 6.59' da bile başlatmadılar. Üstüne üstlük yapmış oldukları hatalı sözleşme sebebiyle de bize vakit kaybettirdiler. Ucuz oldukları bir gerçek, tam sigorta alırsanız da bir problemle karşılaşmıyorsunuz ama internette araştırma yaparken okuduğumuz yorumlar oldukça kötüydü.

Frankfurt havaalanından Ren Nehri vadisini gezmek için Rüdesheim ' a yöneldik. Hızlı bir kahvaltı ardından bot ile Ren Nehri turu. Meraklısına: http://www.bingen-ruedesheimer.de/
Nehir gezisi sırasında şatolar ve kaleler, üzüm bağları ve minik köyler görüyorsunuz. Uçaktan sabahın köründe inmiş ve uçakta pek uyuyamamış olmanın sonucu olarak bu güzel hava ve hafif sallantının etkisiyle ben bir süre sonra uyudum. St Goar'da indiğimizde bottan, yukarıdaki kaleye çıkacak halimiz yoktu. Zaten bu bölgede bir gece şatoda konaklama ve teleferikle üzüm bağlarına çıkma planlarımızı gelmeden iptal etmiştik. Bu şatoyu da önümüzde daha bir çok kale ve şato olacak diyerek atladık. St Goar'dan Bingen' e trenle döndük. Bu geziyi yapacaklara tavsiyem, St Goar'a botla gidip geriye bizim yaptığımız gibi trenle dönmeleri aksi takdirde nehrin akıntısına karşı yapılan dönüş yolculuğu 2,5 saat sürüyormuş. Tur programı sıkışık olanlar için büyük bir kurtarıcı tren.





Bingen 'in karşı kıyısı Rüdesheim, başlangıç için bu kadar yeter deyip hemen botla karşıya geçtik. Arabamıza binip biran önce otelimize varmak için Heidelberg'e doğru yola koyulduk.

Akşamüstü Heidelberg'e vardığımızda bizi canlı bir kent karşıladı. Otelin yeri hemen şuracıkta olmasına rağmen, oracığa ulaşmak için oldukça dolaştık çünkü konser sebebiyle kurulan sahne maalesef otele giden en kolay yolu kapatmıştı. Oteli kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle bir katlı otoparkın üzerine kurulmuş olması sebebiyle, kaleye ve meydana yakınlığı ile artı puan aldı.
Meraklısına: https://www.booking.com/hotel/de/hotelamschloss_heidelberg.tr.html?sid=d60b447d12b959a287da9204b2a02980;dcid=2


Heidelberg Kalesi


Odamızda biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için meydana indik, schnitzelimizi yedik. Sokaklar arasında biraz dolaştık, nehir kenarına indik. Heidelberg kalesi ziyaretimizi gelmeden önce iptal etmiştik. Yarım günlük bir gezinti bize yetti.

26 Temmuz 2014 Cumartesi günü aman pazar gününe kalmayalım çok kalabalık oluyormuş diyerek sabah kahvaltıdan sonra EuropaPark a doğru yola çıktık. Açılışından daha yarım saat sonra varmış olmamıza rağmen otopark dolmak üzereydi. Hava biraz yağmurlu olmasına rağmen hiç bir eğlenceden geri kalmadık. Parkın alanı büyük, bekleme süreleri uzundu ama güzeldi.
Meraklısına: http://www.europapark.de/en


Kara Orman tepeleri

Parktan çıkınca Kara Orman'a daldık. İşte gezideki en önemli aktivitelerden biri. Kara Orman pastasını Kara Orman' da yemek. Dağ yollarından, yemyeşil çayırlardan dolaşarak Mummelsee adındaki göle ulaştık. Göl kıyısındaki otelin altındaki dükkandan açlığımızı bastırsın diye ne olduğunu tam anlamadığımız makarnamsı yiyeceğimizi ve pastamızı aldık. Yemek kötüydü, pasta ise hayal kırıklığı. Bolca krema ve likörden asıl tadını alamadığım vişnelerden oluşan bu pastanın orjinali buysa, demekki pasta ilerleme kaydetmiş diye düşündüm. Göl kıyısında bir gezinti yaptık.
Kara Orman'da Mummelsee

Kara Orman'da Mummelsee

Tekrar yola koyulduğumuzda bu sefer hedefimiz Strasbourg'du. Strasbourg neden bilmem her zaman görmek istediğim bir yer oldu. Evlerin sevimliliğine kandım herhalde. Gezinin en yorucu etaplarından biri Strasbourg oldu. Yılda bir kez kurulan pazar sebebiyle-bu bilgiyi de bu tatilimizde karşılaştığımız ilk Türk verdi, Strasbourg şehir merkezine giremedik, otelimize de ulaşamadık. Ya gece yarısını bekleyecek yada arabayı tarihi şehrin dışına parkedik bavuldan üç beş eşya alıp otele öyle gidecektik. Arabayı tarihi şehre en yakın olan otoparka parkettik ve hemen bir nehir turu yaptık. Turun sonunda hava iyice kararmıştı. Saat 10 civarında katedralin üstünde yapılacak ışık gösterisine koştuk hemen. Yere oturup, gösteriyi izledik. Biraz sokaklarda dolaştıktan sonra saat gece yarısına yaklaştığından arabamızı almaya gittik. O sırada da Avrupa'daki ilk döner dürümümüzü yedik. Daha önce Belçika ve Hollanda'da hiç rastlamadığım dönere gece yarısı Strasbourg'da rastlayacağım aklıma gelmezdi. Maalesef otele ulaşmamız kolay olmadı. Yollar açıldı ama bu sefer otomatik bariyerler bazılarını tekrar kapattı. Neyseki otelle aynı caddede olan ve caddenin çalışan kısmında Vinci ye ait bir otopark bulduk.  Resepsiyondaki sevimli Fransız yorgunluğumuzu gözümüzden okudu ki bizi elimizde bir şişe suyla kimlik bile sormadan odamıza yolladı.
Meraklısına: https://www.booking.com/hotel/fr/leurope.tr.html?sid=d60b447d12b959a287da9204b2a02980;dcid=2

Strasbourg Katedrali

27 Temmuz 2014 Pazar sabahı bizden bir kaç hafta önce benzer bir tur yapan bir akrabamın önerisiyle Colmar'a doğru yola çıktık. Kasaba girişindeki bir kavşak üzerindeki mini özgürlük heykeli neden diye sorarsanız özgürlük heykelinin mimarı Colmarlıymış. Pazar günü olduğundan herhalde, kasabada genel bir sessizlik vardı. Evler Hansel ve Gratel masalından çıkmış gibi bisküvi, çikolata şekerlemeden yapılmış gibiydi. Strasbourg'taki Alsace ev stili burada daha sevimli ve masalsı bir hale dönüşüyordu.

Strasbourg

Colmar

Colmar

Colmar
Buradan tekrar Almanya'ya girerek  Freiburg'a uğradık. Freiburg oldukça büyük ve düzenli bir şehir. Bisikletli bir gencin arkasına taktığı minik kabinde oturarak gezdik. Yorulduğunuzda bence çok ideal bir gezi şekli. Üniversite ögrencilerine de destek olmuş oluyorsunuz böylece... Daha sonra  Titisee'ye uzandık. Almanya'da göl kenarı tatili diye bir olgu var. Bizde de Abant var, Van var belki ama bu başka bir şey. Göl üzerinde bir tekne turları, kanolar, bisikletler, kıyıda şezlonglar, mangallar, restoranlar... İnsanlar için çok önemli bir sayfiye yeri göl kıyıları Almanya'da. Titisee'de ki fırınlardan birinden akşamüstü atıştırması için Pretzel yedim. Üstünede Mummelsee'dekinden kat be kat güzel bir Kara Orman Pastası. Her burası en güzelini yapar en ünlüsü buradadır diyene kanmamak lazım bu pasta için demekki!

Titisee

Pazar günümüz en yoğun günlerden biriydi, İsviçre'ye doğru yola koyulduk. Basel ve Bern duraklarını iptal etmiştik. İstikamet Thun, Spiez ve Interlaken'di. Buraları resimden görmekle gerçekten görmek bir bakıma aynı çünkü bulunduğunuz yerden bakınca da manzaralar tablo gibi. Sanki karşınıza bir büyük çarşaf germişler, üzerinede bir manzara resmi çizmişler gibi, inanılmaz güzel. Gerçek olduğuna inanmak zor. Oralara gidince bu resimlerle oynanmamış, gerçekten böyleymiş diyorsunuz.  O göllerin rengi, yeşilin tonları çok başka.


Thun

Thun
Vakit darlığından ve dönemsel hava koşullarından emin olmadığımız için (oradayken de takip ettik) iptal ettiğimiz teleferik turu ve dağ turunun yerini alan Harder Kulm gerçekten muhteşemdi. Interlaken'den bindiğiniz oldukça dik bir füniküler ile ulaşılan noktada bir kısmı cam olan konsol köprüden gözüken manzara muhteşem. Maalesef ben en ucuna gidemedim.
Meraklısına:http://www.jungfrau.ch/en/sommer/tourism/destinations/harder-kulm/experiences/
Harder Kulm

Harder Kulm'dan Interlaken

Aşağı indiğimizde Arnavut büfesinde yediğimiz cevapcici burger dillere destandı. Karnımızı doyurduktan sonra Zürih'e doğru yola çıktık. Dağ yolları, karanlık ve virajlı ve ürkütücüydü. Zürih'e gece yarısı ulaştık. Otelimiz budget otel olma konusunda zirveyi temsil ediyordu bence.
Meraklısına:https://www.booking.com/hotel/ch/ibis-budget-zurich-city-west.tr.html?sid=d60b447d12b959a287da9204b2a02980;dcid=2

28 Temmuz 2014 Pazartesi sabahı, önce otobüsle bir şehir turu, ardından Zürih Gölü'nde bir tekne turu ile güne başladık. Öğlen yemeğimiz için aklımızda fondü vardı. Fondü gerçekten güzel bir şey, arada canım istiyor.Meraklısına: http://le-dezaley.ch/de/home.html Zürih yaşanılacak bir yer gerçekten, İstanbul'a benzeyen çok yeri var. Göl büyük olduğu için deniz kenarı etkisi yaratıyor. Bahnhof caddesinde yürümek, çikolatacılar, rasathanedeki bar olmazsa olmazlar.
Zurich

Zurich

Zurich

29 Temmuz 2014 Salı sabahı, Zürih'ten tekrar Almanya'ya doğru yöneldik. Arada Liechtenstein'ı gördük. Vaduz minik bir başkent.
Almanya'daki şatolar için defalarca fikir değiştirdikten sonra bilerek ve önceden biletimizi almayarak Disney'in şatosu, Sindrella'nın şatosu diye çağrılan Neuschwanstein 'a gitmeye karar verdik. Vardığımızda şatonun turları çoktan tükenmişti.  Hohenschwangau şatosuna girdik böylece. Eğer bir turla beraber gitmiyorsanız, ve bu şatoları kesinlikle görmek istiyorsanız programınızı ona göre yapın çünkü tam bir turist akını var. Yağmurlu ama enteresan bir gezinin ardından Münich'e doğru
yöneldik.

Vaduz

Neuschwanstein Kalesi


Münich sanki bildiğim bir şehir gibiydi. Hemen otele yerleşip Marien platz'a koştuk. Avrupa'da gerçekten güzel döner yapıyorlarmış. Lezzetli bir dürüm yedik.
Otel meraklısına: http://www.hotel-cocoon.de/stachus/en/home.html

30 Temmuz 2014 Çarşamba sabahı hemen Deusches Museum'a giderek bu güçlü ülkenin sanayi ve teknolojisine tekrar hayran olduk. Krallık sarayını, Englisch Park'ı gezdik. Parktayken yağmaya başlayan yağmur ve yorgunluğumuz bizi günün diğer yarısı için planlamış olduğumuz Olimpiyat Parkı gezisini iptale zorladı. Geleneksel bir birahanede sosis, ekmekli dana rulo ve apfelstrudel yedik. Almanya'nın bu yanında Kara Orman pastası yerini elmalı turtaya bırakıyor.

Marienplatz ve şemsiyesiz ben


Marienplatz'da son turlarımızı atarken sırılsıklam olunca otele döndük.

31 Temmuz 2014 Perşembe günü yine gezinin enteresan deneyimlerinden birini yaşayacağımız bir gündü. İptal ettiğimiz buzul mağarası turundan sonra şiddetli yağmur ve sis nedeniyle yapamadığımız Konningssee tekne turu sayesinde Salzburg'da ve Munich'e döndüğümüzde Olimpiyat parkında bolca zaman geçirdik. Almanya Temmuz ayında bile soğuk ve yağışlı olabiliyormuş bunu bizzat tecrübe etmiş olduk.

Salzburg'a gitmeden ise Berchestagen'da tuz madenine uğradık. Gezinin en bilgilendirici ve enteresan duraklarından biriydi bu maden. Avrupa'da daha büyük ve enteresan örnekleri olduğunu biliyordum ama bu bile bizi etkilemeye yetti. Trenlerle madene giriş, kaydıraklarla daha derinlere iniş, tuzun nasıl çıkarıldığını gösteren filmler, makineler, ufak bir sal seyahati...
Meraklısına: http://www.salzzeitreise.de/?L=1

Salzburg ve şemsiyeli biz

Salzburg yağmurlu, Mozart çikolataları lezzetliydi. Salzburg'da daha çok vakit geçirebileceklere tavsiyem, kalelerde yapılan yemekli klasik müzik konserleridir. Bu gezi programına sığdıramadığım için üzüldüğüm aktivitelerden biridir.

Münich'e dönüşte Allianz Arena, BMW Welt binalarını dışarıdan gördük, Olimpiyat Kulesi'ne çıktık. Hava açmıştı, manzara nefisti. Olimpiyat Parkı'nın hakkını vererek kullandıklarını söylemeliyim, ufak bir panayır kurulmuş, kocaman bir sahnede bir konser veriliyordu. Genci yaşlısı işlerinden çıkıp gelmişlerdi.

Olimpiyat kulesinden Munich


1 Ağustos 2014 Cuma sabahı Dachau kampına doğru yola çıktık. Turun yine enteresan duraklarından biriydi bu kamp. İkinci Dünya Savaşı konusunda özellikle Hitler Almanyası konusunda çok şey okumuş ve izlemiş biri olarak gördüğüm şeyler yüreğimi sızlattı. Sergilenen bilgileri barındıran kitaptan bir kopya almayı ihmal etmedim. Bu ruh hali ile Nuremberg'deki Nazi Partisi miting alanlarını ve Dökümentasyon merkezini gezdik. Bu konu hakkında yazacak ve söyleyecek çok şey olsa da kısa kesmeyi tercih ediyorum. Meraklısının mutlaka gidip görmesi gereken yerler.

Zeppelin Field

Nüremberg'in tarihi şehir merkezine gittik, yine bir konser sahnesi kurulmuştu meydana. Yaz aylarında sanırım bütün Avrupa konsere doyuyordu. Almanya'ya veda edeceğimiz şehre doğru yola çıkıp arabamızı teslim ettik, otelimize yerleştik.
Meraklısına: http://www.sheratonfrankfurtairport.com/en

2 Ağustos 2014 Cumartesi sabahı havaalanından tren ile Frankfurt şehir merkezine ulaştık. Havaalanı oteli tercih etmemizin sebebi, gereksiz yere bir gün daha arabayı elimizde tutmak istemeyişimizden ve uçuş sabahı bavullarla Frankfurt'tan gelmektense otelden direk terminale girmeyi tercih ettiğimizden dolayıydı. İyi bir karar olduğunu söylemem gerekir. Frankfurt'u  böylece çok rahat gezdik. Frankfurt maalesef Römer bölgesi dışında pek de turistik bir şehir değil ama yine de yerli ve yabancı turist ile dolup taşıyor. Alışveriş konusunda çok iddialı oldukları caddede bulunan alışveriş merkezi bizim pasajlarımızdan biraz daha hallice. Patates kızartması ve biradan başka bol bol döner ve kebap var. Hayvanat bahçesi oldukça sıradan, doğa müzesi ilginç. Bisikletli bir genç bulup, tur atın böylece çok yorulmadan şehri kolayca dolaşmış olursunuz.


3 Ağustos 2014 Pazar; gezinin en büyük hayal kırıklığı Frankfurt Havaalanının küçüklüğüydü. Bir havaalanı otelinde kalmak bize havaalına geçmeyi kolaylaştıracak böylece ben duty freede bol bol vakit geçirecektim. Bir çok noktaya Frankfurt aktarmalı uçulduğunu bildiğimden, beklentim büyüktü ama maalesef umduğum gibi olmadı.

Bir gezimiz de böylece bitti.

Colmar'da kilise üzerindeki yuvalarında gördüğüm leykelerden biraz tedirginim. Colmar'da leylek olduğunu duymuştum; damlara  ve bacalara bakmayacağıma kendi kendime söz vermiştim. Daha duyduğum ilk sesle beraber aaa bu ne diye, kilisenin üzerine bakar bakmaz yuvalarındaki leylekler bana bu sene evde oturacağımın habercisiydiler.

Bir daha ne zaman bir gezi yazısı yazarım bilmiyorum...