Herşeyi yavaştan aldığım, ertelediğim, üşendiğim kısaca yine kendim olduğum bir dönemdeyim ama işlerin hafiflemesi beni iş saatini blog yazarak değerlendirmek konusunda teşvik etti.
O yüzden minik Orta Avrupa turunun bir özet yazısını yazayım dedim.
Arkadaşlarımdan bazıları bir sonraki gezi rotasının Almanya olduğunu duyunca biraz burun kıvırır gibi oldular. Anlayabiliyorum çünkü Avrupa'nın heryeri gezilebilecek bir nokta olarak görülürken nedense Almanya'da bir bizden olma hali var. Bu nedenle hiç enteresan bir rota olarak görülmedi gezim.
10 günlük bu rotada aklımın kalmadığı, uzanamadığım yerler olmadı değil ama arabayla gezmiş olmamıza rağmen oldukça yorucuydu.
Lufthansa'nın Doha'dan yaptığı promosyon bizim elimizi kolumuzu bağlamış, bu cazip tekliften ötürü Frankfurt çıkış ve varışlı bir rota yapmak zorunda kalmıştık. Ya kuzeye çıkacaktık, ya güneye inecektik. Araştırmalarımız, meraklarımız bizi güneye yöneltti.
25 Temmuz 2014 Cuma günü Frankfurt havaalanına indikten sonra EuropCar'dan aldığımız arabamızla yola çıktık. Alman dakikliği ve disiplinini sabahın saat 7 sinde tecrübe ettik. Maalesef 7'ye yapılmış bir araba rezervasyonu için işlemleri 6.59' da bile başlatmadılar. Üstüne üstlük yapmış oldukları hatalı sözleşme sebebiyle de bize vakit kaybettirdiler. Ucuz oldukları bir gerçek, tam sigorta alırsanız da bir problemle karşılaşmıyorsunuz ama internette araştırma yaparken okuduğumuz yorumlar oldukça kötüydü.
Frankfurt havaalanından Ren Nehri vadisini gezmek için Rüdesheim ' a yöneldik. Hızlı bir kahvaltı ardından bot ile Ren Nehri turu. Meraklısına:
http://www.bingen-ruedesheimer.de/
Nehir gezisi sırasında şatolar ve kaleler, üzüm bağları ve minik köyler görüyorsunuz. Uçaktan sabahın köründe inmiş ve uçakta pek uyuyamamış olmanın sonucu olarak bu güzel hava ve hafif sallantının etkisiyle ben bir süre sonra uyudum. St Goar'da indiğimizde bottan, yukarıdaki kaleye çıkacak halimiz yoktu. Zaten bu bölgede bir gece şatoda konaklama ve teleferikle üzüm bağlarına çıkma planlarımızı gelmeden iptal etmiştik. Bu şatoyu da önümüzde daha bir çok kale ve şato olacak diyerek atladık. St Goar'dan Bingen' e trenle döndük. Bu geziyi yapacaklara tavsiyem, St Goar'a botla gidip geriye bizim yaptığımız gibi trenle dönmeleri aksi takdirde nehrin akıntısına karşı yapılan dönüş yolculuğu 2,5 saat sürüyormuş. Tur programı sıkışık olanlar için büyük bir kurtarıcı tren.
Bingen 'in karşı kıyısı Rüdesheim, başlangıç için bu kadar yeter deyip hemen botla karşıya geçtik. Arabamıza binip biran önce otelimize varmak için Heidelberg'e doğru yola koyulduk.
Akşamüstü Heidelberg'e vardığımızda bizi canlı bir kent karşıladı. Otelin yeri hemen şuracıkta olmasına rağmen, oracığa ulaşmak için oldukça dolaştık çünkü konser sebebiyle kurulan sahne maalesef otele giden en kolay yolu kapatmıştı. Oteli kesinlikle tavsiye ederim. Özellikle bir katlı otoparkın üzerine kurulmuş olması sebebiyle, kaleye ve meydana yakınlığı ile artı puan aldı.
Meraklısına:
https://www.booking.com/hotel/de/hotelamschloss_heidelberg.tr.html?sid=d60b447d12b959a287da9204b2a02980;dcid=2
 |
| Heidelberg Kalesi |
Odamızda biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için meydana indik, schnitzelimizi yedik. Sokaklar arasında biraz dolaştık, nehir kenarına indik. Heidelberg kalesi ziyaretimizi gelmeden önce iptal etmiştik. Yarım günlük bir gezinti bize yetti.
26 Temmuz 2014 Cumartesi günü aman pazar gününe kalmayalım çok kalabalık oluyormuş diyerek sabah kahvaltıdan sonra EuropaPark a doğru yola çıktık. Açılışından daha yarım saat sonra varmış olmamıza rağmen otopark dolmak üzereydi. Hava biraz yağmurlu olmasına rağmen hiç bir eğlenceden geri kalmadık. Parkın alanı büyük, bekleme süreleri uzundu ama güzeldi.
Meraklısına:
http://www.europapark.de/en
 |
| Kara Orman tepeleri |
Parktan çıkınca Kara Orman'a daldık. İşte gezideki en önemli aktivitelerden biri. Kara Orman pastasını Kara Orman' da yemek. Dağ yollarından, yemyeşil çayırlardan dolaşarak Mummelsee adındaki göle ulaştık. Göl kıyısındaki otelin altındaki dükkandan açlığımızı bastırsın diye ne olduğunu tam anlamadığımız makarnamsı yiyeceğimizi ve pastamızı aldık. Yemek kötüydü, pasta ise hayal kırıklığı. Bolca krema ve likörden asıl tadını alamadığım vişnelerden oluşan bu pastanın orjinali buysa, demekki pasta ilerleme kaydetmiş diye düşündüm. Göl kıyısında bir gezinti yaptık.
 |
| Kara Orman'da Mummelsee |
 |
| Kara Orman'da Mummelsee |
Tekrar yola koyulduğumuzda bu sefer hedefimiz Strasbourg'du. Strasbourg neden bilmem her zaman görmek istediğim bir yer oldu. Evlerin sevimliliğine kandım herhalde. Gezinin en yorucu etaplarından biri Strasbourg oldu. Yılda bir kez kurulan pazar sebebiyle-bu bilgiyi de bu tatilimizde karşılaştığımız ilk Türk verdi, Strasbourg şehir merkezine giremedik, otelimize de ulaşamadık. Ya gece yarısını bekleyecek yada arabayı tarihi şehrin dışına parkedik bavuldan üç beş eşya alıp otele öyle gidecektik. Arabayı tarihi şehre en yakın olan otoparka parkettik ve hemen bir nehir turu yaptık. Turun sonunda hava iyice kararmıştı. Saat 10 civarında katedralin üstünde yapılacak ışık gösterisine koştuk hemen. Yere oturup, gösteriyi izledik. Biraz sokaklarda dolaştıktan sonra saat gece yarısına yaklaştığından arabamızı almaya gittik. O sırada da Avrupa'daki ilk döner dürümümüzü yedik. Daha önce Belçika ve Hollanda'da hiç rastlamadığım dönere gece yarısı Strasbourg'da rastlayacağım aklıma gelmezdi. Maalesef otele ulaşmamız kolay olmadı. Yollar açıldı ama bu sefer otomatik bariyerler bazılarını tekrar kapattı. Neyseki otelle aynı caddede olan ve caddenin çalışan kısmında Vinci ye ait bir otopark bulduk. Resepsiyondaki sevimli Fransız yorgunluğumuzu gözümüzden okudu ki bizi elimizde bir şişe suyla kimlik bile sormadan odamıza yolladı.
Meraklısına:
https://www.booking.com/hotel/fr/leurope.tr.html?sid=d60b447d12b959a287da9204b2a02980;dcid=2
 |
| Strasbourg Katedrali |
27 Temmuz 2014 Pazar sabahı bizden bir kaç hafta önce benzer bir tur yapan bir akrabamın önerisiyle Colmar'a doğru yola çıktık. Kasaba girişindeki bir kavşak üzerindeki mini özgürlük heykeli neden diye sorarsanız özgürlük heykelinin mimarı Colmarlıymış. Pazar günü olduğundan herhalde, kasabada genel bir sessizlik vardı. Evler Hansel ve Gratel masalından çıkmış gibi bisküvi, çikolata şekerlemeden yapılmış gibiydi. Strasbourg'taki Alsace ev stili burada daha sevimli ve masalsı bir hale dönüşüyordu.
 |
| Strasbourg |
 |
| Colmar |
 |
| Colmar |
 |
| Colmar |
Buradan tekrar Almanya'ya girerek Freiburg'a uğradık. Freiburg oldukça büyük ve düzenli bir şehir. Bisikletli bir gencin arkasına taktığı minik kabinde oturarak gezdik. Yorulduğunuzda bence çok ideal bir gezi şekli. Üniversite ögrencilerine de destek olmuş oluyorsunuz böylece... Daha sonra Titisee'ye uzandık. Almanya'da göl kenarı tatili diye bir olgu var. Bizde de Abant var, Van var belki ama bu başka bir şey. Göl üzerinde bir tekne turları, kanolar, bisikletler, kıyıda şezlonglar, mangallar, restoranlar... İnsanlar için çok önemli bir sayfiye yeri göl kıyıları Almanya'da. Titisee'de ki fırınlardan birinden akşamüstü atıştırması için Pretzel yedim. Üstünede Mummelsee'dekinden kat be kat güzel bir Kara Orman Pastası. Her burası en güzelini yapar en ünlüsü buradadır diyene kanmamak lazım bu pasta için demekki!
 |
| Titisee |
Pazar günümüz en yoğun günlerden biriydi, İsviçre'ye doğru yola koyulduk. Basel ve Bern duraklarını iptal etmiştik. İstikamet Thun, Spiez ve Interlaken'di. Buraları resimden görmekle gerçekten görmek bir bakıma aynı çünkü bulunduğunuz yerden bakınca da manzaralar tablo gibi. Sanki karşınıza bir büyük çarşaf germişler, üzerinede bir manzara resmi çizmişler gibi, inanılmaz güzel. Gerçek olduğuna inanmak zor. Oralara gidince bu resimlerle oynanmamış, gerçekten böyleymiş diyorsunuz. O göllerin rengi, yeşilin tonları çok başka.
 |
| Thun |
 |
| Thun |
Vakit darlığından ve dönemsel hava koşullarından emin olmadığımız için (oradayken de takip ettik) iptal ettiğimiz teleferik turu ve dağ turunun yerini alan Harder Kulm gerçekten muhteşemdi. Interlaken'den bindiğiniz oldukça dik bir füniküler ile ulaşılan noktada bir kısmı cam olan konsol köprüden gözüken manzara muhteşem. Maalesef ben en ucuna gidemedim.
Meraklısına:
http://www.jungfrau.ch/en/sommer/tourism/destinations/harder-kulm/experiences/
 |
| Harder Kulm |
 |
| Harder Kulm'dan Interlaken |
Aşağı indiğimizde Arnavut büfesinde yediğimiz cevapcici burger dillere destandı. Karnımızı doyurduktan sonra Zürih'e doğru yola çıktık. Dağ yolları, karanlık ve virajlı ve ürkütücüydü. Zürih'e gece yarısı ulaştık. Otelimiz budget otel olma konusunda zirveyi temsil ediyordu bence.
Meraklısına:
https://www.booking.com/hotel/ch/ibis-budget-zurich-city-west.tr.html?sid=d60b447d12b959a287da9204b2a02980;dcid=2
28 Temmuz 2014 Pazartesi sabahı, önce otobüsle bir şehir turu, ardından Zürih Gölü'nde bir tekne turu ile güne başladık. Öğlen yemeğimiz için aklımızda fondü vardı. Fondü gerçekten güzel bir şey, arada canım istiyor.Meraklısına:
http://le-dezaley.ch/de/home.html Zürih yaşanılacak bir yer gerçekten, İstanbul'a benzeyen çok yeri var. Göl büyük olduğu için deniz kenarı etkisi yaratıyor. Bahnhof caddesinde yürümek, çikolatacılar, rasathanedeki bar olmazsa olmazlar.
 |
| Zurich |
 |
| Zurich |
 |
| Zurich |
29 Temmuz 2014 Salı sabahı, Zürih'ten tekrar Almanya'ya doğru yöneldik. Arada Liechtenstein'ı gördük. Vaduz minik bir başkent.
Almanya'daki şatolar için defalarca fikir değiştirdikten sonra bilerek ve önceden biletimizi almayarak Disney'in şatosu, Sindrella'nın şatosu diye çağrılan Neuschwanstein 'a gitmeye karar verdik. Vardığımızda şatonun turları çoktan tükenmişti. Hohenschwangau şatosuna girdik böylece. Eğer bir turla beraber gitmiyorsanız, ve bu şatoları kesinlikle görmek istiyorsanız programınızı ona göre yapın çünkü tam bir turist akını var. Yağmurlu ama enteresan bir gezinin ardından Münich'e doğru
yöneldik.
 |
| Vaduz |
 |
| Neuschwanstein Kalesi |
Münich sanki bildiğim bir şehir gibiydi. Hemen otele yerleşip Marien platz'a koştuk. Avrupa'da gerçekten güzel döner yapıyorlarmış. Lezzetli bir dürüm yedik.
Otel meraklısına:
http://www.hotel-cocoon.de/stachus/en/home.html
30 Temmuz 2014 Çarşamba sabahı hemen Deusches Museum'a giderek bu güçlü ülkenin sanayi ve teknolojisine tekrar hayran olduk. Krallık sarayını, Englisch Park'ı gezdik. Parktayken yağmaya başlayan yağmur ve yorgunluğumuz bizi günün diğer yarısı için planlamış olduğumuz Olimpiyat Parkı gezisini iptale zorladı. Geleneksel bir birahanede sosis, ekmekli dana rulo ve apfelstrudel yedik. Almanya'nın bu yanında Kara Orman pastası yerini elmalı turtaya bırakıyor.
 |
| Marienplatz ve şemsiyesiz ben |
Marienplatz'da son turlarımızı atarken sırılsıklam olunca otele döndük.
31 Temmuz 2014 Perşembe günü yine gezinin enteresan deneyimlerinden birini yaşayacağımız bir gündü. İptal ettiğimiz buzul mağarası turundan sonra şiddetli yağmur ve sis nedeniyle yapamadığımız Konningssee tekne turu sayesinde Salzburg'da ve Munich'e döndüğümüzde Olimpiyat parkında bolca zaman geçirdik. Almanya Temmuz ayında bile soğuk ve yağışlı olabiliyormuş bunu bizzat tecrübe etmiş olduk.
Salzburg'a gitmeden ise Berchestagen'da tuz madenine uğradık. Gezinin en bilgilendirici ve enteresan duraklarından biriydi bu maden. Avrupa'da daha büyük ve enteresan örnekleri olduğunu biliyordum ama bu bile bizi etkilemeye yetti. Trenlerle madene giriş, kaydıraklarla daha derinlere iniş, tuzun nasıl çıkarıldığını gösteren filmler, makineler, ufak bir sal seyahati...
Meraklısına:
http://www.salzzeitreise.de/?L=1
 |
| Salzburg ve şemsiyeli biz |
Salzburg yağmurlu, Mozart çikolataları lezzetliydi. Salzburg'da daha çok vakit geçirebileceklere tavsiyem, kalelerde yapılan yemekli klasik müzik konserleridir. Bu gezi programına sığdıramadığım için üzüldüğüm aktivitelerden biridir.
Münich'e dönüşte Allianz Arena, BMW Welt binalarını dışarıdan gördük, Olimpiyat Kulesi'ne çıktık. Hava açmıştı, manzara nefisti. Olimpiyat Parkı'nın hakkını vererek kullandıklarını söylemeliyim, ufak bir panayır kurulmuş, kocaman bir sahnede bir konser veriliyordu. Genci yaşlısı işlerinden çıkıp gelmişlerdi.
 |
| Olimpiyat kulesinden Munich |
1 Ağustos 2014 Cuma sabahı Dachau kampına doğru yola çıktık. Turun yine enteresan duraklarından biriydi bu kamp. İkinci Dünya Savaşı konusunda özellikle Hitler Almanyası konusunda çok şey okumuş ve izlemiş biri olarak gördüğüm şeyler yüreğimi sızlattı. Sergilenen bilgileri barındıran kitaptan bir kopya almayı ihmal etmedim. Bu ruh hali ile Nuremberg'deki Nazi Partisi miting alanlarını ve Dökümentasyon merkezini gezdik. Bu konu hakkında yazacak ve söyleyecek çok şey olsa da kısa kesmeyi tercih ediyorum. Meraklısının mutlaka gidip görmesi gereken yerler.
 |
| Zeppelin Field |
Nüremberg'in tarihi şehir merkezine gittik, yine bir konser sahnesi kurulmuştu meydana. Yaz aylarında sanırım bütün Avrupa konsere doyuyordu. Almanya'ya veda edeceğimiz şehre doğru yola çıkıp arabamızı teslim ettik, otelimize yerleştik.
Meraklısına:
http://www.sheratonfrankfurtairport.com/en
2 Ağustos 2014 Cumartesi sabahı havaalanından tren ile Frankfurt şehir merkezine ulaştık. Havaalanı oteli tercih etmemizin sebebi, gereksiz yere bir gün daha arabayı elimizde tutmak istemeyişimizden ve uçuş sabahı bavullarla Frankfurt'tan gelmektense otelden direk terminale girmeyi tercih ettiğimizden dolayıydı. İyi bir karar olduğunu söylemem gerekir. Frankfurt'u böylece çok rahat gezdik. Frankfurt maalesef Römer bölgesi dışında pek de turistik bir şehir değil ama yine de yerli ve yabancı turist ile dolup taşıyor. Alışveriş konusunda çok iddialı oldukları caddede bulunan alışveriş merkezi bizim pasajlarımızdan biraz daha hallice. Patates kızartması ve biradan başka bol bol döner ve kebap var. Hayvanat bahçesi oldukça sıradan, doğa müzesi ilginç. Bisikletli bir genç bulup, tur atın böylece çok yorulmadan şehri kolayca dolaşmış olursunuz.
3 Ağustos 2014 Pazar; gezinin en büyük hayal kırıklığı Frankfurt Havaalanının küçüklüğüydü. Bir havaalanı otelinde kalmak bize havaalına geçmeyi kolaylaştıracak böylece ben duty freede bol bol vakit geçirecektim. Bir çok noktaya Frankfurt aktarmalı uçulduğunu bildiğimden, beklentim büyüktü ama maalesef umduğum gibi olmadı.
Bir gezimiz de böylece bitti.
Colmar'da kilise üzerindeki yuvalarında gördüğüm leykelerden biraz tedirginim. Colmar'da leylek olduğunu duymuştum; damlara ve bacalara bakmayacağıma kendi kendime söz vermiştim. Daha duyduğum ilk sesle beraber aaa bu ne diye, kilisenin üzerine bakar bakmaz yuvalarındaki leylekler bana bu sene evde oturacağımın habercisiydiler.
Bir daha ne zaman bir gezi yazısı yazarım bilmiyorum...
Merhaba Turbulans hanim, yazilariniz beyenerek takip ediyorduk, taa ki siz yazmayi birakana degin. Lutfen yazmaya evam edin ki biz e okumaya devam eelim. d harfi her zaman basmiyor. simdi basti.
YanıtlaSil