Sayfalar

23 Kasım 2013 Cumartesi

Aslında kutlanmayan doğum günleri

Ne zamandır aklımda, yazacağım. Vakit bulamadım değil de, kafamı toparlayamadım. Biraz da ofis dedikodusu yapmak istemedim açıkçası. Aslında alt tarafı küçük ve önemsiz bir olaydan bahsederek bazı duygularımı açacağım ama bilemedim. Geçen sabah bir arkadaşım tesadüfen şu linki gönderince, tamam dökeyim içimi dedim. 

Okul yaşantımda Party Boy Kazım ile sürekli karşılaştım, henüz iş hayatında bir araya gelmedim. Bana zararı dokunacak bir tip olduğunu da düşünmüyorum. İşim varsa acayip konsantre oluyorum ve parti sevmem.  Dikkatimi dağıtana da güzel ayar veririm. Otomatikman bu insanı eledim. Beni en çok yoran ve sinir eden tipler Bu Benim İşim Değil Ahmet, Rahat Hatun Perihan, Disiplin Abidesi Cemil, Müşkülpesent Çocuk İrfan. İşte bu beni yoran tiplerden Bu Benim İşim Değil Ahmet, Disiplin Abidesi Cemil ve Müşkülpesent Çocuk İrfan tek kişi olarak ofisimde bulunuyor ve maalesef bununla beraber listede yer almayan diğer bir kaç çok bayılınmayacak özelliği daha barındırıyor.

Artık bu insan kimse kim, neyse ne dert değil. Hepimiz çeşit çeşit insanla uğraşıyoruz çalıştığımız yerlerde. Asıl dert bu insanlara karşı hoşgörülü olabilme ve  iş dışında vakit geçirmek zorunda kalma durumu ve de bu durum başarıyla atlatıldığında elde edileceklerin umudu.  

Bu Ahmet Cemil İrfan ve hatta nicesi insanın doğum günüydü.
Olumsuz düşündüğüm insanlara defalarca şans veren biri olduğum için yeni şirketimde işe başladığımdan beri kendisini kafamda defalarca sıfırlayıp yeni bir sayfa açmama rağmen tekrar tekrar eksiye düşen bu insan evladı, sabahtan beri öğlen yemeğinde bizlere ısmarlayacağı döner  dürümün peşindeydi. Ofiste 40 kişi civarındayız ve nerden çıkmış bir alışkanlık yada kültür bilmiyorum ama kim ne güzellik yaşıyorsa hooop bütün ofise yemek ısmarlıyor. Hani araba alırsın kurban kesersin, çocuğun olur mevlüt yaparsın, ofise de belki bir pasta getirirsin ama asıl tebriği diğer insanlardan almaz mısın?  Yok arkadaş, doğum günün bile olsa sen ısmarlıyorsun yemeği, ne biçim yerde çalışıyorsam.

Sabahın yedi buçuğunda bir döner dürüm heyecanı dönüyor ofiste. Sanki bugüne kadar ofiste yemek ısmarlayan olmamış - ki bu alışkanlığa uyarak zamanında üstüme düşeni yapıp ben de pizza ısmarlamıştım- ve hatta sanki hayatımızda döner dürüm yememişiz ve dahası öğlen yemeği nedir bilmiyoruz (abarttım ve çok zevkli). Sekreter kızları sıkıştırıyor, şöyle dürümler, böyle dürümler, kaçta gelecek, sıcak mı olacak ofiste bağıra bağıra bakın ben size dürüm ısmarlıyorum diyor adam arsızca. Biz fakirler de "öğlen olsa da yiyek" diye bekliyoruz. Öğlen oluyor, yemek biraz geç geliyor. Acıkınca sinirlenirim ama şimdi Ahmet Cemil İrfan'ın suçu yok yani.  Ahmet Cemil İrfan bakıyor müdür yok, toplantıdan dönmemiş. Heh diyorum, müdür gelene kadar yedirtmez bu şimdi. Oraya koşuyor, buraya koşuyor. 38 kişi yemeğin başında. Yemeyin müdürümüz yok diyemiyor. Saldırıyoruz ve teşekkür ediyoruz. Ahmet Cemil İrfan müdüre dürüm ayırıyor. Müdür gelince  senin için ellerimle yaptım edasıyla dürümü müdüre takdim ediyor. Bir doğum günü yemeğini de kazasız belasız ve az tantanalı atlattığımızı düşünürken asıl büyük yemeğin Cuma akşamı olduğunu öğrenmenin buruk sevincini yaşıyorum. Buruk çünkü hiç çekilecek gibi değil, sevinç çünkü gidilecek yerin sushileri güzel.

O kadar sinir oluyorsan gitme canım doğum gününe derim normalde ama aynı grupta çalıştığımızdan çağırılan 10 kişiden biri olunca, politik olarak ve iş ilişkilerini de stabil tutmak adına ve de bahane uydurmayı sevmediğim için LCV ye olumlu cevap verdim. Ofiste beraber çalıştığım,  üniversitede de beraber okuduğumuz yakın arkadaşımla beraber ortak bir hediye aldık. Eşim, ben ve arkadaşım mekana gittik. Saat 7 için ayırttığı masaya yarım saat geçmesine rağmen hala oturamamış ve barda lak lak eden Ahmet Cemil İrfan, restoran müdürü tarafından uyarıldı. Oysa bir Cemil olarak kurallara uyması, belirttiği saatte masasında yerini alması gerekiyordu. Ama o gün onun günüydü, asıl doğum günü üç gün önce olsa bile, yemeği o gece yiyeceğimiz için kendinde doyasıya şımarma hakkı buluyordu. Masaya geçtiği sırada aldığı hediyelerden birini yanımdaki dekoratif sehpanın altına sokarak, "it's fragile" dedi. Ah yesinler senin hediyeni dedim içimden, aldığımız hediyeyi de zaten arabada unutmuştuk. Yemekler güzel, sohbet sıkıcı, Ahmet Cemil İrfan tam bir şımarık çocuktu. Sürekli konuşuyor, çarpıtılmış olması muhtemel hikayeler anlatıyordu. İzlediği dizilerden ve filmlerden bahsediyor, arada izlemediklerimiz varsa nasıl olur da izlemezsiniz bakışları atıyordu. İçimden kesinlikle bu adamın ekside kalması, hiç bir zaman artı almaması lazım dedim.

Zaten eksiye meyilliydi herşeyi, ofiste geçirdiğimiz 11 ayın sonucu olarak bu gece ağzıyla kuş tutsa Ahmet Cemil İrfan olarak kalacaktı. Sevemediğin, ısınamadığın birinin doğum gününde bulunmak çok zordu. Aynı toplantıda bulunmaya bile zor tahammül ederken bir de onun mutlu gününü sahte gülümsemelerle kutlamak tam bir iki yüzlülüktü. Olabildiğince aramızda Türkçe konuşmayarak, anlattıkları ile ilgileniyormuş gibi yaparak ( hatta ilgilenerek çünkü eve dönüş yolunda yapacak dedikodu çıkıyor) yemek faslını tamamlayıp mekandan ayrıldık.

Günlük hayatta zorlamalar ve katlanmalarla devam eden iş ilişkimiz ufak bir ilerleme kaydetsin amacıyla gittiğim doğum günü kutlamasından tabi ki birşey elde edememiş, nefis sushilerin tadı damağımda kalmış vaziyette ertesi gün işe geldim. Ben Ahmetliğine, Cemilliğine, İrfanlığına artık alıştım da, bana koyan dedim ya bir doğum günü yemeğine katılmanın bazı seyleri olumlu yönde değiştireceği yönünde umutlanma durumum. Artık nasıl bir çaresizlikse, laftan anlamayan ve insan ilişkilerinden bir haber bu insanı Game of Thrones muhabbetiyle dize getirmeye çalışıyorum, sırf kısacık soru sorduğumda "şuanda çok meşgulum sonra gel" demesin ya da "haberim yok, o işle alakalı değilim" diye başından savmasın diye. Dışarıda belki de çok seveceğim, belki kendi dayım olsa canım dayım diye bağrıma basacağım bu insanı ofis ortamında tanımış olmanın talihsizliği var işte.  Yazık diyorum, belli ki iyi bir insansın, hani bir kötülüğünü görmedim.  Neden bazen Ahmet Ahmet konuşuyor, Cemil Cemil sinir bozuyor ve İrfan İrfan ukalalık yapıyorsun? İşte diyorum, senin gibiler sayesinde çıktı bu EQ.



2 yorum:

  1. Bence yazida en onemli konuya deginilmemis. Ne hediye aldiniz?

    YanıtlaSil
  2. Siradisi bir secim olarak gomlek...

    YanıtlaSil