Sayfalar

27 Aralık 2013 Cuma

The Secret Life of Walter Mitty

Eşimle yılın belirli dönemlerinde her perşembe gecesi sinemaya gitmeye başlarız, bir kaç hafta böyle devam eder. Sanırım yine öyle bir döneme girdik.  Sinemada film izlemenin zevki çok başka, bazen evde seyretmeye başlasak onuncu dakikada bırakacağımız filmleri bile atmosferden olsa gerek sonuna kadar zevkle izliyoruz.
Bu haftaki filmimiz The Secret Life of Walter Mitty.
Enteresan bir sempatim var uzun isimli filmlere, en az 3 kelimeden oluşan... The' yı saymadan... Bana göre bugüne kadar uzun ismi olan filmler gerçekten güzel fimler olmuştur. Good Will Hunting, Catch Me If You Can, Eternal Sunshine of the Spotless Mind, The Lord of the Rings ( bu tespitim yeni film serisi Hobbit'in neden başarısız olduğunun bir kanıtı olabilir mi acaba?) bunlara bazı örnekler. Catch Me If You Can demişken, Leonardo Di Caprio'nun kötü hiç bir filmini bilmiyorum, ismi uzun yeni bir filmi geliyor; The Wolf of Wall Street. Eminim güzeldir.

21 Aralık 2013 Cumartesi

Yıllardır görmediklerimiz

Haftanın ortasında izinden dönmüş olmanın, ve Katar Ulusal Günü tatili sebebiyle bir gün iş bir gün ev şekilde haftayı bitirdim. Cuma'yı da biraz yerleşme, biraz belgesel, biraz kitap, biraz güzellik uykusu diye geçirdikten sonra işte Cumartesi ile yepyeni haftaya başladık bile. Bugün büyük bir yaramazlık yapıp öğleden sonra işten kaçıp sinemaya gittim, ardından da spora. İzin dönüşü geçişi diye kendimde hak buldum bunu. Hak buldum da fırsat bulamasaydım zor olurdu. Müdür tatilde, müdürün kuyruğu da benden önce fırsat bilmiş bu durumu, gelmemiş. Yarım gün yerimde zor durdum.

Aslında yazım bugün yaptıklarımla değil, anneannemin evinde bulduklarımla ilgili. Çünkü bugün işten kaçmamın nedenlerinden biri İstanbul'daki yaşantıya duyduğum özlem. Biliyorum, dönüp orada çalışsam sabah akşam trafikte yaşayacağım o yüzden özlemim o kadar derin değil ama anılarından kopamıyor insan.

18 Aralık 2013 Çarşamba

Altın Balık

Bundan yaklaşık 20 gün kadar önce, itiraf ediyorum, iş yerindeki 8 saatlik mesaim boyunca belki sadece 1 saat çalışıyordum. Herkesin başına gelmiştir, hiç çalışmadığınız günler bile olmuştur ama benim bu şekilde süren 15 günlük izin gününü bekleme sürecim oldukça sancılı geçti. Öyleki bazen kendi kendime sanırım bir daha hiç çalışamayacağım, bir daha asla konsantre olup bir işi kotaramayacağım diye korktum.

Ama sonunda gelip çattı izin zamanı. Dört saati aşkın bir Doha-İstanbul uçuşu sonrası 29 Kasım Cuma sabahı soğuk havaalanı körüğünden geçerek beyaz peynirli, zeytinli, kokulu domatesli kahvaltıya doğru koştum.

Sonra izin nasıl mı geçti? Bir kaç detay vereyim:

Online alışveriş kolileri kuzenimin odasında bir dağ oluşturmuş. Markafoni ve Morhipo'dan yaptığım alışverişlerden memnun kaldım.  Morhipo'nun lokumları çok lezzetliydi. Çok ince bir detay, hoş olmuş. Markafoni'nin ise hızlı ve yoğun kampanyaları insanı oldukça cezbediyor.  Beğenmediğim ya da üzerime olmayan bir kaç ürünü de sorunsuz iade ettim. Bunun dışında Morhipo satın aldığım ayakkabılardan birini tedarik edemeyip paramı iade etti. Markafoni' de ise sipariş ettiğim hırka yerine tanga geldi. İade aldılar ama istediğim hırkayı yollayamadılar. Zaten bavulumda koyacak yer kalmamıştı ama normalde Doha'da  150 Riyale aldığım (yaklaşık 70-80 ₺) GAP marka hırkayı 22 ₺'ye alma fırsatını kaçırdım.  Aman ne yazık!