Haftanın ortasında izinden dönmüş olmanın, ve Katar Ulusal
Günü tatili sebebiyle bir gün iş bir gün ev şekilde haftayı bitirdim. Cuma'yı
da biraz yerleşme, biraz belgesel, biraz kitap, biraz güzellik uykusu diye
geçirdikten sonra işte Cumartesi ile yepyeni haftaya başladık bile. Bugün büyük
bir yaramazlık yapıp öğleden sonra işten kaçıp sinemaya gittim, ardından da
spora. İzin dönüşü geçişi diye kendimde hak buldum bunu. Hak buldum da fırsat
bulamasaydım zor olurdu. Müdür tatilde, müdürün kuyruğu da benden önce fırsat
bilmiş bu durumu, gelmemiş. Yarım gün yerimde zor durdum.
Aslında yazım bugün yaptıklarımla değil, anneannemin evinde
bulduklarımla ilgili. Çünkü bugün işten kaçmamın nedenlerinden biri
İstanbul'daki yaşantıya duyduğum özlem. Biliyorum, dönüp orada çalışsam sabah
akşam trafikte yaşayacağım o yüzden özlemim o kadar derin değil ama anılarından
kopamıyor insan.
Anneannemler bu eve 70lerin ortasında taşınmışlar. Evin çok
hikayesi var, anneannemin görümcesi, kaynanası, 3 kızı ve dedemle beş
odada yıllar geçirdiği bu evin 80 li
yılların başında istimlakla yarısının yıkılması ve 2 odaya düşmesi bunlardan
biri. Ev beş odadan iki odaya düşmüş ama, eşya sayısında pek düşüş olmamış. Ev
nüfusu 5 kişiye düştüğünde, vefat eden büyük babaanne ve büyük halanın bir
takım eşyaları Silivri'deki eve götürülmüş. Buna rağmen anneannem ne koltuk
takımının tek bir parçasından, ne yemek takımının tek bir sandalyesinden
vazgeçmemiş. Misafiri bol olduğu
yıllarda bir ihtiyaç olarak eşyaların kalması mantıklı iken, yıllar geçip
kızları evlenip, dedemi kaybettiğinde değil eşyaları dedemin kıyafetlerini bile
vermemiş anneannem. Sıkış pıkış eşya ile dolu ev aslında tam bir antikacı
gibi. Likör takımları, tablolar, gümüş
tabaklar, her anneannenin evinde olan oymalı kakmalı koltuklar. Dağlar gibi
örtüler, nakışlar, danteller... Ne kıymetler var sandıklarda, bavullarda daha
henüz görmeye izin çıkmadı.
Eve gittiğimde anneannemin bir kaç eşyasını ve Katar'a
dönerken götürmek istediğim eski bir kitabımı alacaktım. Ama işler hemen eşyaları
al ve çık şeklinde olmadı. Henüz görmeme izin çıkmayan eşyaları karıştırıp,
ortalığı dağıttığıma ilişkin suçlamalarla uğraşmak istemediğim için tek bir
amacım vardı biraz eski dolabımı karıştırmak.
Anneannemin anı toplayıcı kişiliği büyük teyzeme de
bulaşmış. Benden kalan herşeyi saklamış, her kağıt parçasını...
Bulduklarımın fotoğraflarını çektim hızlıca... Kimbilir daha
neler vardı ama vakit dardı. Neler saklanmış neler... Bir takvim sayfası, küçükken ezbere bildiğim kitabın
dağılmış sayfaları, başka bir kitap serisinden bir iki kitap, Hürriyet
gazetesinin verdiği ek kitapçıklar, Arçelik marka walkmanim, annemlerden kalma
bir beyaz dizi kitabı...
![]() |
| Büyüyünce okuyacağımı sandığım kitaplardan biri. |
![]() |
| Bu takvim yaprağı diğer saklanan yapraklardan geriye kalanı, arkasında masal vardı, Rapunzel ve Çizmeli Kedi'yi buradan okumuştum. |
![]() |
| Hürriyet ve diğer gazeteler bol bol hediye verirmiş. |
![]() |
| Herşey saklanmış, ama herşey... |
![]() |
| Kedinin adı Tekir. |
![]() |
| Okula hazırlık. |
![]() |
| Çetin son model arabayı çekmişken, kadın evde üç çocukla uğraşırdı. |
![]() |
| Cocukların adı Hale, Jale ve Lale idi. |
![]() |
| Arçelik Walkman sadece radyo dinlemek için kullanılmıştır. |
Bu ıvır zıvırın insanın yüzünde böylesi bir gülümseme
yaratıyor olması gerçekten enteresan. İnsan
bunların arasında yaşarken (bir daha ıvır zıvır demeyeceğim, yazdım diye
bıraktım) değerini tam bilemiyor sanırım. Bir dahaki sefere daha detaylı
incelemeler yapmayı planlıyorum.









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder