Sayfalar

31 Mart 2014 Pazartesi

Önyargı körlüğü

2012 yılı, yanlış hatırlamıyorsam kasımın 19'uydu. Cem Yılmaz'ın Fundamentals gösterisinin son sahnesiydi. Her zamanki gibi şahaneydi Cem Yılmaz. Esprileri, mimikleri ile bize sunduğu iki saati aşkın eğlenceli bir gösterinin arkasından yıllar sonra zihnime kazıdığı önyargıyı şimdi farkediyorum.

Genellemeler yapan bir insan değilimdir, değildim...

Kızlar kıskanç olur...
Erkekler alışverişi sevmez...
Aslanlar kendini beğenmiştir...
İngilizler soğuktur...
Türkler misafirperverdir... 

Gibi basit ve ya bundan daha çok karmaşık genellemelere karşı çıkardım, ta ki yurtdışında yaşamaya başlayana kadar. Bir çok milletin ortak davranışlarını, düşünüş yapılarını gözlemleme fırsatı elde ettiğimde ister istemez bazı genellemeler yapmaya başladım ve bu genellemeler engelleyemediğim bir şekilde çok sert önyargılara dönüştü. 

Burada Cem Yılmaz'ın suçu ise bana Mehmet Yaşin'i obur bir insan olarak göstermesidir. Yani Cem Yılmaz'ın deyişiyle "kamera daha pan yapıp çekmeden, su böreğini gömmesidir". Mehmet Yaşin'i açıkçası Cem Yılmaz bahsetmeden önce tanımazdım, cahilliğime verin. Ama Vedat Milor'un büyük bir takipçisi olarak yapılan karşılaştırmadan ister istemez bazı önyargılar doğdu. Bunun üzerine Mehmet Yaşin'in Uzakname kitabını almıştım, daha şimdi okumaya başladım. O su böreğini daha kamera çekemeden yutan tonton amca, meğer ne maceralar yaşamış. Ama içimden hadi canım, su böreğini bütün yutan adam bunları nasıl yapsın demeden duramadım. Resmen oburluk bir gezgin için bir zayıflık gibi kafama yerleşmiş. Mehmet Yaşin, Alaska'da nehirlerde tenekeden teknelerle seyahat ediyor, Güney Amerika'da sırtında çantası oradan oraya savruluyor ama benim gözümün önüne sürekli yemek yerkenki hali geliyor. Bu adam açlıktan ölmüştür diyorum, o kadar yolu yürüyememiştir diyorum. Yalan bunlar ya diyorum. 

Yalan olur mu ya? Adam zamanında gezmiş, tozmuş, yemiş, içmiş, okumuş etmiş... Yani Cem Yılmaz espri ile karışık Mehmet Yaşin ne bulsa götürüyor deyince, aslında objektif olarak yemek yemeyi seven bir gezgin aklıma gelmesi gerekirken, iddia edilen oburluğu sebebiyle nerdeyse adamın gezgin sıfatını hiçe sayıyorum...

Bunu ben yapıyorum ve yanlış olduğunu burada itiraf ediyorum ama kimbilir daha kaçımız belirli sebeplerle birbirimize etiketler yapıştırıyoruz, söylediklerimize kulak asmıyoruz, dinlemekten kaçınıyoruz. Bugün biraz tembellik yapan bir insan için hayat boyu yan gelip yatmış havadan para kazanmış diyoruz. Bugün biraz daha fazla okuyan biri için, hayatı cahillikle geçmiş şimdi gösteriş için elinde kitap dolaşıyor diyoruz. 

Belki de öyle, belki de önyargılarımızda haklı olduğumuz durumlar var ama yine de empati kuramıyoruz. Hiç şans vermeden kendini geliştirmiş, fikrini değiştirmiş, zenginleşmiş, fakirleşmiş, hastalanmış, hayattan bezmiş, inancını kaybetmiş, iyi yada kötü yönde değişmiş, ezilmiş, yükselmiş, borçlanmış, kazıklanmış olabilir demeden vay sahtekar diye hesap soruyoruz. Dünü ile bugünü birbirini tutmayınca samimiyetimizi yitiriyoruz.

Tahmin ediyorum ki Mehmet Yaşin de su böreğini benim kadar seviyor, ve bu da seyahat edip maceralar yaşamasına engel değil. Bazı büyük zıtlıklar da bazı kişilerin bazı kalıplara oturmasına sebep değil. 

Uzun lafın kısası, önyargılarım bazen benim büyük resmin güzelliğini görmeme engel oluyor. Bazen altında hiç ummadığım detaylara rastlıyorum. Belki size de oluyordur, bir kontrol edin demek istedim.

9 Mart 2014 Pazar

Zihinsel Turbulans-5

Bazen bir dugmem olsun istiyorum. Guzel bir yemek yerken basayim, kapasitemi artirsin. Istedigim kadar yiyeyim... Bir de guc gostergesi istiyorum. Ne kadar enerjim kaldigini goreyim. Ona gore hareket edeyim. Uykumu da ona gore planlayayip kendi kendimi kurayim. Obur dugmeye basip kafamda uzun hesaplasmalara girismeden hemen uyuyayim... Sonra cat diye uyanayim. Sanki daha kolay olurdu gibi bazi seyler....