Ocak ayı bünyeye pek hasar vermeden uzaklaşıyor...
Kayıp bitti, benim ördüğüm battaniye bitmedi. Aklımda hala Aslı Enver' in güzelliği, kendime spor programları yapmakla meşgul kafam.
Battaniyem ortalama bir Türk kadınını az çok kaplayacak boyutlara ulasmıs olsa da halen hedefliğim yerde değilim. Ama çok zevkli birşey. Sonuç ne kadar güzel olur bilemem ama benim ciddi miktarda stres attığım bir gerçek...
Geçtiğimiz iki hafta boyunca bizde kalan yakın bir arkadaşımın verdiği o sıcaklık duygusunu da yaşamış olmak Ocak ayının daha kolay geçmesini sağladı. Memleketten getirdiği Tahsildaroğlu koyun ve keçi peynirleri de cabası... Yabancı yerde bu samimiyeti yakalamak zor.
"Gezmeyi, yeni kültürlerle tanışmayı severim" klişesinin arkasındaki insanlardan biri olarak, yurtdışında yaşadığım bu süre içerisinde kendi kültürümün değerini daha çok anladım. Tanıştığım yabancı iş arkadaşlarını gözlemleyerek; kişisel değil ulusal bir takım alışkanlıkları olduğunu keşfettim.
Hani bir laf vardır, doğru mudur hiç bilmem ama Almanya'da gaz çıkarmak ayıp değil derler. Millet sokakta osura osura geziyormuş gibi bir görüntü oluşmuyor tabiki kafamda ama osuruğun serbest olmasının medeniyet seviyesi ile bir bağlantısı olduğunu düşünen varsa şöyle kenarda dursun. Bu Avrupa dediğimiz topraklar, pudrayı ve parfümü ileride çok iş yapar, ana kitlemiz kadınlar diyip bulmamışlar sonuçta. Şimdi bu ayıp değil meselesini aşan, aslında ayıp mı normal mi diye sorgulamama bile neden olan bazı şeyler gördüm ben burada.
Yemek sırasında birşey anlatırken karşındakinin suratına geğirmek, yemek yerken geğirmek, yemek sonrası geğirmek... Kısacası ofiste geğirmek..Geğirmek çok da ayıp sayılan bir eylem değildir, geğiren kişi ağzını kapatır, olayı yumuşatmaya çalışır, sonunda mahçup bir özür diler. Ofiste geğiren insan ya çok yakın arkadaşları ile çalışıyordur, ya da bir rahatsızlığı vardır. Ancak bir pfsss thıss falan duyarsınız ya da yaparsınız mecburiyetten. Açık ofiste çalışıp gark gurk sesler çıkaran adam görmemiştim ki; burada gördüm. Geğiren, hem de gırk diye değil GAAAAARK diye, üstüne balgam çıkaran ve çöp kutusuna tüküren de gördüm.
Sabah kahvaltısında ton balığı-mayonez yiyenler, yumurta-mayonez yiyenler... Ağır baharatlarla mide kaldıranlar ve mikrodalgayı kullanım dışı bırakanlar... Ofiste tırnak kesenler? Türk filmlerinden kalma devlet dairesinde örgü örüp tırnak törpüleyen bayan memur modeli vardır ya. Heh onun gerçeği ve estetik olmayanı. Bir bayanın tırnak törpülemesi bile iç gıcıklayıcı olabilirken, bir erkeğin çıt çıt çıt çıt tırnak kesmesini hiç içim kaldırmıyor. Tırnak benim masam sıçrarsa? Ya o kesme işlemi bitince bari bir elini yıka arkadaş. Heh el yıka dedim de, bu arkadaşın dahil olduğu grubun tuvaletten çıkınca el yıkamak gibi bir alışkanlığı yok ki adam tırnağını kestikten sonra elini yıkasın. Ama durun lütfen, nerdeyse günde 5 kere diş fırçalıyorlar. Tuvaletin aynası sıçramış köpüklerle dolu. Saçlar defalarca taranıyor, lavabonun içi saç kılı dolu...
Ülkemizde hijyen endişesi ile klozetin üzerine tüneyip işini gören insanlar olduğunu karşılaştığımız ayak izlerinden anlayabiliyoruz. Bunlar gerçekten hoşgörülebilir minik takıntılar. İnsanların temizlik adına bazen bencilce olsa da yaptıklarını anlayabiliyorum da, tüm dünya mikroptan kırıp geçilirken her sene gripten insanlar ölürken bazı insanların bu kadar vurdumduymaz davranmalarını gerçekten anlayamıyorum. Şantiyede çalışan bir insan olarak ayak ve ter kokusuna alıştım ama bünyem bunları kaldırmıyor işte...
Ben bu yazıyı daha çok uzatırdım da asıl bu yazıyı bana yazdıran olaya gelmek istiyorum. Olay aslında çok minik ve belki bahsetmeye değmeyecek önemsiz bir olay (o yüzden azıcık uzatıp yazıcam, hi hi ) ama ben buradaki mentaliteye şaşıyorum. Dün akşam işten çıkarken evimin yakınlarındaki bir yere gitmek istediğini, arabası olmadığını söyleyen bir arkadaş oldu. Beraber bindik arabaya. Bahsettiği yer gerçekten evimin yakını, evime iki yoldan gidilebiliyor. Arka yol ve ön yol. Ön yol dediğimiz kalabalık bir ana yol, bildiğin E-5. Bu arkadaş diyor ki beni oradaki göbekte bırak. Diyorum orası kalabalık nasıl olacak. Karşıdan karşıya nasıl geçeceksin... Hadi o uçarak geçse bile ben o kalabalıkta orada durup korna yemek istemiyorum. Dedim ki; evin önüne gidelim, beş dakika bekle, yukarıdan spor çantamı alıp geleceğim, spora giderken seni bırakalım yolun karşısına. Tamam dedi.
Gittik evin önünde eşim zaten spor çantalarını kendi arabasına koyuyor. Tanıştırdım. Yolun karşısına bırakacağımızı söyledim. Yukarı cıktım, sadece ayakkabılarımı değiştirmeye. Apartman merdivenlerini uçarak inip dışarı fırladığımda, arabanın ön camında adamın ön koltukta oturan silüetini gördüm. Yaklaşınca yansıma olmadığını bizzat kendisinin oturduğunu anladım. Kimseyi bekletmeyeyim dediğim için hızlıca hareket ettiğimden afallayıp yönümü arka koltuğa doğru çevirdim.
Be kardeşim, göbekten dönüp ana yolun karşı tarafına gideceğiz. Sonra da seni indireceğiz. Trafik sıkışsa bile arabada geçireceğin süre en fazla10 dakika. Sen bizi tanımıyorsun, biz seni tanımıyoruz. Ofiste yakın otursak da sohbet etme sayımız beşi geçmez. Bu ne ön koltuk tutkusudur. Bizim memlekette erkekler önde oturur, muhabbet eder gibi bir yaklaşım olur da, bu erkekler ve arkadaki kadınlar birbirini tanır. Bu oturma düzeni bir gelenek değil bir tercihtir. Hatta günümüzde artık erkekler, ön koltuğa oturmalarını teklif eden "yengelerini" çoğu zaman reddediyorlar. Bu senin kültüründe mi var, erkekler illaki ön koltuğu mı oturuyorlar? Senin kültürünse tamam o zaman saygı duyarım da, benim kültürüm belki başka... Benim kültürümde erkekler bagajda gidiyorsa napıcaz? Paşa paşa otur işte arka koltuğa, sağa çekince hemen atla aşağı. Beni arkadan indirip öne geçirmenin ne manası var. Eşim de sinirlenmiş, herif hemen kuruldu ön koltuğa diyor. Kısa mesafe, ayıp olmasın diye de birşey dememiş. Kendisine iyilik yapılan bir yabancının bu düşüncesizliği bana bu yazıyı yazdırdı işte. Tamam kültür diye birşey var da, düşüncesizlik de var arkadaş!
Kayıp bitti, benim ördüğüm battaniye bitmedi. Aklımda hala Aslı Enver' in güzelliği, kendime spor programları yapmakla meşgul kafam.
Battaniyem ortalama bir Türk kadınını az çok kaplayacak boyutlara ulasmıs olsa da halen hedefliğim yerde değilim. Ama çok zevkli birşey. Sonuç ne kadar güzel olur bilemem ama benim ciddi miktarda stres attığım bir gerçek...
Geçtiğimiz iki hafta boyunca bizde kalan yakın bir arkadaşımın verdiği o sıcaklık duygusunu da yaşamış olmak Ocak ayının daha kolay geçmesini sağladı. Memleketten getirdiği Tahsildaroğlu koyun ve keçi peynirleri de cabası... Yabancı yerde bu samimiyeti yakalamak zor.
"Gezmeyi, yeni kültürlerle tanışmayı severim" klişesinin arkasındaki insanlardan biri olarak, yurtdışında yaşadığım bu süre içerisinde kendi kültürümün değerini daha çok anladım. Tanıştığım yabancı iş arkadaşlarını gözlemleyerek; kişisel değil ulusal bir takım alışkanlıkları olduğunu keşfettim.
Hani bir laf vardır, doğru mudur hiç bilmem ama Almanya'da gaz çıkarmak ayıp değil derler. Millet sokakta osura osura geziyormuş gibi bir görüntü oluşmuyor tabiki kafamda ama osuruğun serbest olmasının medeniyet seviyesi ile bir bağlantısı olduğunu düşünen varsa şöyle kenarda dursun. Bu Avrupa dediğimiz topraklar, pudrayı ve parfümü ileride çok iş yapar, ana kitlemiz kadınlar diyip bulmamışlar sonuçta. Şimdi bu ayıp değil meselesini aşan, aslında ayıp mı normal mi diye sorgulamama bile neden olan bazı şeyler gördüm ben burada.
Yemek sırasında birşey anlatırken karşındakinin suratına geğirmek, yemek yerken geğirmek, yemek sonrası geğirmek... Kısacası ofiste geğirmek..Geğirmek çok da ayıp sayılan bir eylem değildir, geğiren kişi ağzını kapatır, olayı yumuşatmaya çalışır, sonunda mahçup bir özür diler. Ofiste geğiren insan ya çok yakın arkadaşları ile çalışıyordur, ya da bir rahatsızlığı vardır. Ancak bir pfsss thıss falan duyarsınız ya da yaparsınız mecburiyetten. Açık ofiste çalışıp gark gurk sesler çıkaran adam görmemiştim ki; burada gördüm. Geğiren, hem de gırk diye değil GAAAAARK diye, üstüne balgam çıkaran ve çöp kutusuna tüküren de gördüm.
Sabah kahvaltısında ton balığı-mayonez yiyenler, yumurta-mayonez yiyenler... Ağır baharatlarla mide kaldıranlar ve mikrodalgayı kullanım dışı bırakanlar... Ofiste tırnak kesenler? Türk filmlerinden kalma devlet dairesinde örgü örüp tırnak törpüleyen bayan memur modeli vardır ya. Heh onun gerçeği ve estetik olmayanı. Bir bayanın tırnak törpülemesi bile iç gıcıklayıcı olabilirken, bir erkeğin çıt çıt çıt çıt tırnak kesmesini hiç içim kaldırmıyor. Tırnak benim masam sıçrarsa? Ya o kesme işlemi bitince bari bir elini yıka arkadaş. Heh el yıka dedim de, bu arkadaşın dahil olduğu grubun tuvaletten çıkınca el yıkamak gibi bir alışkanlığı yok ki adam tırnağını kestikten sonra elini yıkasın. Ama durun lütfen, nerdeyse günde 5 kere diş fırçalıyorlar. Tuvaletin aynası sıçramış köpüklerle dolu. Saçlar defalarca taranıyor, lavabonun içi saç kılı dolu...
Ülkemizde hijyen endişesi ile klozetin üzerine tüneyip işini gören insanlar olduğunu karşılaştığımız ayak izlerinden anlayabiliyoruz. Bunlar gerçekten hoşgörülebilir minik takıntılar. İnsanların temizlik adına bazen bencilce olsa da yaptıklarını anlayabiliyorum da, tüm dünya mikroptan kırıp geçilirken her sene gripten insanlar ölürken bazı insanların bu kadar vurdumduymaz davranmalarını gerçekten anlayamıyorum. Şantiyede çalışan bir insan olarak ayak ve ter kokusuna alıştım ama bünyem bunları kaldırmıyor işte...
Ben bu yazıyı daha çok uzatırdım da asıl bu yazıyı bana yazdıran olaya gelmek istiyorum. Olay aslında çok minik ve belki bahsetmeye değmeyecek önemsiz bir olay (o yüzden azıcık uzatıp yazıcam, hi hi ) ama ben buradaki mentaliteye şaşıyorum. Dün akşam işten çıkarken evimin yakınlarındaki bir yere gitmek istediğini, arabası olmadığını söyleyen bir arkadaş oldu. Beraber bindik arabaya. Bahsettiği yer gerçekten evimin yakını, evime iki yoldan gidilebiliyor. Arka yol ve ön yol. Ön yol dediğimiz kalabalık bir ana yol, bildiğin E-5. Bu arkadaş diyor ki beni oradaki göbekte bırak. Diyorum orası kalabalık nasıl olacak. Karşıdan karşıya nasıl geçeceksin... Hadi o uçarak geçse bile ben o kalabalıkta orada durup korna yemek istemiyorum. Dedim ki; evin önüne gidelim, beş dakika bekle, yukarıdan spor çantamı alıp geleceğim, spora giderken seni bırakalım yolun karşısına. Tamam dedi.
Gittik evin önünde eşim zaten spor çantalarını kendi arabasına koyuyor. Tanıştırdım. Yolun karşısına bırakacağımızı söyledim. Yukarı cıktım, sadece ayakkabılarımı değiştirmeye. Apartman merdivenlerini uçarak inip dışarı fırladığımda, arabanın ön camında adamın ön koltukta oturan silüetini gördüm. Yaklaşınca yansıma olmadığını bizzat kendisinin oturduğunu anladım. Kimseyi bekletmeyeyim dediğim için hızlıca hareket ettiğimden afallayıp yönümü arka koltuğa doğru çevirdim.
Be kardeşim, göbekten dönüp ana yolun karşı tarafına gideceğiz. Sonra da seni indireceğiz. Trafik sıkışsa bile arabada geçireceğin süre en fazla10 dakika. Sen bizi tanımıyorsun, biz seni tanımıyoruz. Ofiste yakın otursak da sohbet etme sayımız beşi geçmez. Bu ne ön koltuk tutkusudur. Bizim memlekette erkekler önde oturur, muhabbet eder gibi bir yaklaşım olur da, bu erkekler ve arkadaki kadınlar birbirini tanır. Bu oturma düzeni bir gelenek değil bir tercihtir. Hatta günümüzde artık erkekler, ön koltuğa oturmalarını teklif eden "yengelerini" çoğu zaman reddediyorlar. Bu senin kültüründe mi var, erkekler illaki ön koltuğu mı oturuyorlar? Senin kültürünse tamam o zaman saygı duyarım da, benim kültürüm belki başka... Benim kültürümde erkekler bagajda gidiyorsa napıcaz? Paşa paşa otur işte arka koltuğa, sağa çekince hemen atla aşağı. Beni arkadan indirip öne geçirmenin ne manası var. Eşim de sinirlenmiş, herif hemen kuruldu ön koltuğa diyor. Kısa mesafe, ayıp olmasın diye de birşey dememiş. Kendisine iyilik yapılan bir yabancının bu düşüncesizliği bana bu yazıyı yazdırdı işte. Tamam kültür diye birşey var da, düşüncesizlik de var arkadaş!
esiniz eskiden kisa mesafe goturmuyordu, demek ki kafasindaki bazi on yargilari kirmayi basarmis.
YanıtlaSillike butonu olmadigini su anda farkettim.
Silben sizde yaklasik 3 ay kaldim bi kere benim yaydigim sicakliktan bahsetmedin ask olsun diyecektim ama yazinin devamini okuyunca vazgectim.
YanıtlaSilBunu apayri bir yazida degerlendirmek istiyorum ama kelimeler yetmiyor...
Sil