Sayfalar

18 Aralık 2013 Çarşamba

Altın Balık

Bundan yaklaşık 20 gün kadar önce, itiraf ediyorum, iş yerindeki 8 saatlik mesaim boyunca belki sadece 1 saat çalışıyordum. Herkesin başına gelmiştir, hiç çalışmadığınız günler bile olmuştur ama benim bu şekilde süren 15 günlük izin gününü bekleme sürecim oldukça sancılı geçti. Öyleki bazen kendi kendime sanırım bir daha hiç çalışamayacağım, bir daha asla konsantre olup bir işi kotaramayacağım diye korktum.

Ama sonunda gelip çattı izin zamanı. Dört saati aşkın bir Doha-İstanbul uçuşu sonrası 29 Kasım Cuma sabahı soğuk havaalanı körüğünden geçerek beyaz peynirli, zeytinli, kokulu domatesli kahvaltıya doğru koştum.

Sonra izin nasıl mı geçti? Bir kaç detay vereyim:

Online alışveriş kolileri kuzenimin odasında bir dağ oluşturmuş. Markafoni ve Morhipo'dan yaptığım alışverişlerden memnun kaldım.  Morhipo'nun lokumları çok lezzetliydi. Çok ince bir detay, hoş olmuş. Markafoni'nin ise hızlı ve yoğun kampanyaları insanı oldukça cezbediyor.  Beğenmediğim ya da üzerime olmayan bir kaç ürünü de sorunsuz iade ettim. Bunun dışında Morhipo satın aldığım ayakkabılardan birini tedarik edemeyip paramı iade etti. Markafoni' de ise sipariş ettiğim hırka yerine tanga geldi. İade aldılar ama istediğim hırkayı yollayamadılar. Zaten bavulumda koyacak yer kalmamıştı ama normalde Doha'da  150 Riyale aldığım (yaklaşık 70-80 ₺) GAP marka hırkayı 22 ₺'ye alma fırsatını kaçırdım.  Aman ne yazık!

Alışveriş! Alışveriş! Alışveriş!
Sonra bavulu kapatama...

























Soğuk havada kaçınılmaz olarak alışveriş merkezlerine gittim, soğuğu bahane etmeyeyim hava sıcak olsa da giderdim. Capacity'de otoparktan çıkarken nefis tablolar satan minik bir galeri var. Aklınızda olsun. Bir gün kesin dönüş yapıp kendimize bir ev kurarsak, umarım hala orada olur o tablolar. İstinye Park'ta Kuşum Aydın'dan başka gördüğüm ünlü olmadı.  Yani bir İstinye Park ziyareti için verimsiz sayılabilecek bir rakam, tek ünlü görmek. Ben izne çıkmadan günler önce Cem Yılmaz oğluna Günaydın'da et yedirmişmiş.  Ben de gittim, bekledim, gelen giden olmadı. Bir de kazık hesap ödedim. Et derseniz, etin en güzelini Silivri'de yedim. Lokum adında bir et lokantası açılmış. Yolunuz düşer mi bilmem ama bir şekilde denk getirmeye çalışın. Etlerin yanında Satır Köfte ve Lokum Köfte'yi tatmadan da dönmeyin. Hazır Lokum'u överken atlamayayım; Silivri Olta ve Yeşilköy Ogün'ü de aklınızın bir yanına yazın.


Silivri Sahil


Silivri Sahil


Yemekten bahsederken, uzun zamandır yemediğim şeyleri yedim. Eylül 2'den beri devam ettiğim rejim bir darbe yedi ama dönüşümle beraber herşeyi kontrol altına almaya başlıyorum. Yediklerimi sizinle burada seve seve paylaşırdım ama hem ayıp hem de rejimimi takip edip beni destekleyen arkadaşların tepkisini çekmek istemiyorum. İki tane satır köfteyi açıklayabilirim ama gerisini nasıl açıklarım bilemem.

Bir kez sinemaya bir kez de tiyatroya  gidebildim. Niyetim iki hafta içerisinde en az iki oyun görmekti ama program uymadı. Sinan Süleymaniye'de adlı oyun beni zaten çok büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.  Bir okul piyesi tadındaydı. Sanki oyunu değil de özetini izlemiş gibiydim.  Düğün Dernek'i ise İşler Güçler takipçisi biri olarak sevdim ama sözkonusu ekibe bazı bayat sahneler yakışmamış hiç.

Sahne İstanbul'da Fatih Ürek'i izledim. Sesi gerçekten çok güzel, sahnesi de eğlenceli ama sanki biraz eş dost tanıdıkla gereğinden fazla ilgileniyor. Belki de doğrusu budur, pek raconu bilmiyorum çünkü hiç alışık değilim gece eğlencelerine, sabah 1 buçukta sahneye çıkmak ya da o saatte program yapanı dinlemeye gitmek... 2 saat elimden geldiğince ortama ayak uydurdum, fakat son bir saat çok zorlu geçti. Sanırım bir ara o gürültüye rağmen içim geçmiş çünkü birden bire program bitti. Bunu sürekli yapan o kadar fazla insan var ki, zaten sürekli televizyondan da görüyoruz. Bir de mekan değiştiriyorlar bir gece içerisinde.  Sabah 5 te eve gelip yatma durumu izin boyunca yaptığım en çılgın şeydi. Gece başlarken arada bir yapılır bu aktivite tadındaydım ama sonra senede bir kere belki moduna geçtim.

Şansıma kar da yağdı, onu da tecrübe etmiş oldum çünkü 2011 Ocak'tan beri kar görmemiştim.

Nerdeyse üç senedir görüşmüyoruz.

Ev, arkadaş, akraba ziyaretleri derken iki haftayı yedim bitirdim, geri geldim. Geldiğim gün ofiste yapılan hediye dağıtımını izlemek keyifliydi, benim için kolay bir geçiş oldu iş ortamına. Okuldayken yaptığımız yılbaşı çekilişlerini bir kaç sene önce kalabalık bir yeni yıl kutlaması yaptığımız bir arkadaş grubu içerisinde gerçekleştirmiştik. Fakat burada farklı olan kimin kime hediye aldığı belli değil. Çekilişte herkese bir isim çıkıyor, belirlenen fiyatı aşmadan o isme bir hediye alıyor ve  herkes aldığı hediyeyi bir kutuya koyuyor, sonra Secret Santa şeklinde Noel Baba geliyor ve kutunun üzerinde yazan isimlere göre hediyeleri dağıtıyor. Ofisteki arkadaşlardan biri benim için seçilen ismi verdiğinden, hediyemi Türkiye'den getirip kutu içine koymuştum. Doğal olarak ben de dahil olduğumdan o kutunun içerisinde bana da bir hediye vardı. Heyecanla bekledim. Kilolu olduğum için giysi çıkmaması konusunda dua ettim. Vazo çıkmamasını umdum, paketlerden birinde kesin vazo vardı(evet vazoydu). Birine narenciye sıkacağı çıktı, bence iyi bir seçimdi.

Narenciye sıkacağı boş bu kutular diye dalga
geçtiğim büyük kutulardan birinden çıktı.

Bana da altın bir balık çıktı. Ne zevkime ne evime pek uymasa da, hoş bir anı olarak kalacak bende. Balık şans demektir zaten. Bakalım bu altın balık bana yeni yılda ne getirecek görelim.  



Evimde minik değişiklikler, belki yeni bir çamaşır makinesi, hayatımın daha düzenli olması ( açık açık: sürekli ev yemeği yapmak ve düzenli olarak spora gitmek), 2014 içerisinde 3 kere tatil yapabilmek altın balıktan beklediklerim. Haydi göreyim seni Altın Balık!!!

Altın Balık, benimle işin çok! 






1 yorum:

  1. Yahuu adam gibi bi cipra levrek falan ciksaydi bu ne boyle bi ise yaramaz dirrk sanssizlik bence :)

    YanıtlaSil