İçimdeki Türk kahvesi içme isteğini, şu anda evde olma isteğini bastırmaya çalışırken, bir yandan sizlere bu yazıyı yazıyorum diğer yandan işimi yapıyorum. Ofiste hiç Türk kahvesi kalmamış. BKK yani battaniye-kahve-kitap üçlüsünün diğer bir rakibi olan HŞK yani havlu-şezlong-kitap da olurdu-havlu şezlonga yayılmayacak, güneşin pozisyonuna ve uzanma şekline göre kafaya konacak. Yani bir kitap olsa iyi olurdu, elimdeki çizimlere bakmaktansa.

Alışveriş demişken; bu ay aslında pek bir şey almadım, bu yüzden kendimi tebrik ediyorum. Demekki bir kaç küçük krize rağmen huzurlu bir ay geçirmişim, çok depresif dönemlerim olup kendimi para harcamaya vermemişim. Mesela oje aldım, açık renk ojeleri kendim sürmeyi beceremem. Bu marka ojenin bu rengi bu beceriksizliğimi ört bas etti. Ne biçim tanıtımsa bu, sanki beceriksizler alsın der gibi, yok yok bronz tene çok iyi gider bu, bakmayın bana :) (models own-Lemon Merıngue NP030)
Miskinlik kronik bir yorgunluk ardından çeşitli ağrılarla kendini gösteriyor. Bu akşam masaja gitmeyi planlıyorum. Zaten dünden beri aklımdaydı, Call the Midwife'ın üçüncü bölümünü yürüme bandında izlediğimden, spora ne kadar ara vermiş olduğumu anladım o bir saatlik bölümün ardından. Üstüne mutfak alışverişi, alışveriş merkezinde bir tur sonrası ayaklarımdaki ağrıyı, yaptığım alışverişin heyecanıyla biraz hafif hissetsem de, sonradan sağolsun kendini gösterdi.

Alışveriş demişken; bu ay aslında pek bir şey almadım, bu yüzden kendimi tebrik ediyorum. Demekki bir kaç küçük krize rağmen huzurlu bir ay geçirmişim, çok depresif dönemlerim olup kendimi para harcamaya vermemişim. Mesela oje aldım, açık renk ojeleri kendim sürmeyi beceremem. Bu marka ojenin bu rengi bu beceriksizliğimi ört bas etti. Ne biçim tanıtımsa bu, sanki beceriksizler alsın der gibi, yok yok bronz tene çok iyi gider bu, bakmayın bana :) (models own-Lemon Merıngue NP030)
Buradaki iklim koşulları sebebiyle ve sürekli inşaat sahasında bulunmam nedeniyle çok hızlı güneş gözlüğü eskitiyorum. Güneş, ter ve kum cildimi yıpratıyor reklam cümleciği hem benim için hem de güneş gözlüğüm için tamamen bir gerçek. Güneş gözlüklerimi pahalı markalardan seçsem bile, bir senenin sonunda( yaklaşık 9 ay güneş gözlüğü kullanılan bir iklim burası) camları soyuluyor, çiziliyor, sapları bollaşıyor. Doha 'daki sekizinci senem de kaybettiğim, kırdığım, eskittiğim tüm pahalı gözlüklere inat gittim bu sefer beğendiğim lacivert-turuncu Rayban gözlük yerine fiyatı yedide bir olan Mango marka güneş gözlüğü aldım. Çok mutluyum ve memnunum.
Mango'nun stilini oldum olası severim. Burada Mango şöyledir böyledir diye yazmaya bile gerek yok. Hepimizin bildiği Mango işte, ha Katar'da ha Türkiye'de. Buradaki ürünler biraz daha oryantalist olabiliyor, abiye, uzun etek, uzun kollu bluz modelleri daha fazla ama olsun. Eskiden gömlek dışında çoğu şeyi Mango'dan alabiliyordum. Maalesef gömlekleri ben zayıfken bile kollarımdan geçmezdi, sırtımda gerginlik olurdu. Şişmanlayınca hiç bir ürün hiç bir yerden geçmiyor artık. Gözüme gözlük oluyor bari. Kilolu bir bayan olmanın en büyük zorluklarından biri giyinme kabininde verilen çok cepheli savaş. Sırt savaşı, göğüs savaşı, basen savaşı, göbek savaşı. Bazı kadın tek cephede bazı kadın her cephede savaşıyor, düğmeler iliklensin, fermuarlar kapansın, yağlar pırtlamasın diye. Göbekli bir insanın göbeğim çıktı mı sorunu, kısa boylu insanı uzun gösteren tüyolar, enine çizgiler mi minik puantiyeler mi derken hiçbirini sallamamaya başladım artık. Bazen kilolu bayanlara uygun giyim blogu mu açsaydım diyorum da sanki ben kendimi çok doğru düzgün giydiriyorum bir de insanlara akıl vericem. Kombin becerim de çok iyi değil. O yüzden işe de pek şık gelemiyorum. Neyden faydalanabilirim ki? Kombinlenen şeyler hep XS, S, M... O yüzden ne uyarsa üzerime alıyorum alıyorum, sonra bir bakıyorum birbiri ile alakasız bir ton giysim olmuş. Bu ay bir hırka ve bir askılı bluz (H&M) aldım, onların da desenleri güzel, fiyatları uygun diye. Çalışan ve şişman kadın yine mağdur!
Elimde bir kitap olsaydı iyi olurdu diye başlamıştım, alışverişe daldım. Okumayı çok sevmeme rağmen okuyamamamdan şikayet edeceğim biraz. Kitap okuma isteğimin kabardığı anlarda hep yanlış yerlerde oluyorum. Mesela şu anda işteyim! Olacak şey değil. Oysaki içimde bir kitap okuma yangını. Gazeteler, bloglar yetmiyor. Heyecanla sayfalarını çevireceğim sürükleyici bir kitabın yerini ne tutabilir ki? Tespitim şu, çalışan kadının kitap okuması zor. Hatta çalışan kadınlar arasında belki de kitap okumaya vakit ayırması en uygun kadın benim(çalışma saatlerimin azlığı ve pek ev işinin olmaması sebebiyle) ama benim için bile zor. Yemek, bulaşık, çamaşır, ütü, temizlik, duş, kuaför, telefonda eşle dostla konuşma, alışveriş, dizi, örgü, dikiş, misafir, sinema, veli toplantısı, piknik, mevlüt, rakı-balık, maç, konser, gazete, çocuğun altını değiştirme, çocuğu besleme, çocukla oynama, çocukla ders çalışma, çocuğu yıkama, anneleri ziyaret, TV artı en az sekiz saatlik bir mesai. Bunlardan hangileri günlük hayatınızı dolduruyorsa sokun araya kitapları. Ben bile bunların üçünü beşini alsam da o kitabı sadece gece yatmadan önceye koyabiliyorum. 10 sayfa sonra da sızıyorum. Ben oturup uzun uzun okumayı seviyorum. Bir saat, iki saat okuyayım; dilersem üçüncü saate uzatabilme rahatlığı ile. Bir saatten az zamanım varsa, elim uzanmıyor kitaba. Belki de kitap seçimlerim yanlıştır. Belki de çok merak etmediğim için devamını aklıma bile gelmiyor elime almak. Bu sebeple önümüzdeki günlerde bir kütüphane boşaltma yerleştirme ve kitapları dizme aktivitesi beni bekler. Bu sorun benden mi kaynaklanıyor onlardan mı bir görelim!
Not: Herşeye rağmen bunları aldım: The Curious Incident of the Dog in the Night Time ve Night Circus.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder